Teknoloji gelişiyor, şehirler büyüyor, yollar uzuyor, binalar yükseliyor… Ama bütün bunların arasında sessizce eksilen bir şey var: Vicdan.

İnsan konuşmayı öğreniyor, okumayı öğreniyor, meslek sahibi oluyor, makam sahibi oluyor. Fakat vicdanını kaybettiği gün, sahip olduğu hiçbir unvanın anlamı kalmıyor.

Gazetecilik hayatım boyunca Van'ın da sokaklarında yürüdüm, Diyarbakır'ın da… Kimi zaman bir deprem enkazında, kimi zaman bir taziye evinde, kimi zaman bir okulun bahçesinde, kimi zaman da umutla bekleyen insanların arasında haber peşinde koştum.

Yıllarca haber peşinde koştum. Gördüm ki bir toplumun gerçek aynası ne mahkeme salonlarıdır ne de televizyon ekranları… Bir toplumun gerçek aynası, vicdanıdır.

Bir şehri ayakta tutan betonarme binalar değildir. Onu ayakta tutan; birbirine selam veren insanlar, komşusunun derdiyle dertlenen yürekler ve haksızlık karşısında susmayan vicdanlardır.

VAN'IN MAVİSİ, DİYARBAKIR'IN TAŞI

Van Gölü'nün kıyısında gün batımını izleyen de, Diyarbakır Surları'nın gölgesinde çocukluğunu yaşayan da aynı duyguyu taşır. İnsan, nerede yaşarsa yaşasın önce güvene, sonra merhamete ihtiyaç duyar.

Van'ın mavisiyle Diyarbakır'ın bazalt taşları bana yıllar boyunca aynı gerçeği fısıldadı;insan, vicdanı kadar insandır.

Van'da deprem günlerinde insanlar evlerini birbirine açtı. Diyarbakır'da en zor zamanlarda komşular ekmeğini, sofrasını ve acısını paylaştı. Acılar farklıydı ama dayanışmanın dili hep aynıydı.

Bugün ise aynı apartmanda yaşayan insanlar birbirini tanımıyor. Aynı sokakta yürüyenler birbirinin yüzüne bakmıyor. Sosyal medyada binlerce arkadaşımız var; ama kapısını çalabileceğimiz gerçek dostlarımız her geçen gün azalıyor.

Gazetecilik bana sayısız olay gösterdi. Cinayetler, kazalar, depremler, yoksulluk, sevinçler ve gözyaşları…

Bütün bu haberlerin ortak noktası şuydu;vicdan varsa umut vardı. Vicdan yoksa geriye yalnızca soğuk haber başlıkları kalıyordu.

EN BÜYÜK MİRAS

Van'ın misafirperverliği de Diyarbakır'ın kadim kardeşliği de bu toprakların en büyük zenginlikleridir. Bu değerleri yaşatacak olan ne siyaset ne de teknoloji; yalnızca insanın vicdanıdır.

Bugün çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras evler, arsalar ya da banka hesapları değildir. Onlara bırakacağımız en değerli emanet; dürüstlüğü, kul hakkına saygıyı, paylaşmayı, haksızlık karşısında susmamayı ve insana insan olduğu için değer vermeyi öğretmektir.

Çünkü bir gün hepimiz bu dünyadan göçüp gideceğiz.

Geride ne makamlar kalacak, ne alkışlar, ne de servet…

İnsanların hafızasında yalnızca şu cümle yaşayacak; ‘İyi bir insandı… Haksızlığın karşısında susmadı. Kimseyi incitmedi.’

Belki de birbirimize bırakabileceğimiz en büyük miras; temiz bir isim, dik bir duruş ve rahat bir vicdandır.

Daha yüksek binalar yapmak elbette önemlidir. Ama daha önemli olan, daha yüksek vicdanlar inşa edebilmektir.

Çünkü şehirleri ayakta tutan beton değil, vicdandır.Ve vicdan sustuğunda yalnız insanlar değil, şehirler de susar.

Sevgiyle kalın.