İzmir'de bir hastane açılışında anlatılan bir fıkra, günlerdir Türkiye'nin gündeminde.Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi Koç'un Kürt kadınlarını hedef aldığı gerekçesiyle tepki çeken sözleri yalnızca bir fıkra tartışması değildir. Çünkü bazen bir cümle, yıllardır mücadele edilen önyargıların, ayrımcı bakış açılarının ve toplumsal yaraların aynası haline gelir.
Tepki çeken sadece anlatılan sözler olmadı.Salondaki kahkahalar da tartışmanın merkezine yerleşti.Çünkü bazı zamanlarda sessizlik onay anlamına gelir kahkaha...Kahkaha, söylenen sözün en güçlü alkışıdır.
Bu nedenle toplumun farklı kesimlerinden yükselen tepkileri sadece bir ‘mizah tartışması’olarak görmek mümkün değildir. Nitekim Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki 16 baronun ortak açıklaması, ardından İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın başlattığı re'sen soruşturma ve kamuoyunda oluşan geniş tepki bunun açık göstergesidir.
Rahmi Koç daha sonra özür diledi.Özür kıymetlidir.Bir hata karşısında geri adım atabilmek önemlidir.Ancak bazı sözler söylendiği anda yalnızca kulaklarda değil, hafızalarda da yer eder.Bu nedenle bugün tartışılan konu özürden çok daha büyüktür. Tartışılan şey, bir halkın kadınlarına yönelik önyargılı bakışın hâlâ bazı çevrelerde nasıl normal görülebildiğidir.
KÜRT TOPLUMUNDA KADIN SADECE BİREY DEĞİL, DİREKTİR
Kürt toplumunu tanıyan herkes bilir ki Kürt kültüründe kadın yalnızca aile bireyi değildir; ailenin direğidir.
Anne, evin sözüne en çok değer verilen kişidir.
Yaşlı bir kadın içeri girdiğinde gençler ayağa kalkar.
Bir annenin duası servetten daha kıymetli kabul edilir.
Yüzyıllardır anlatılan Kürt destanlarında, dengbêj anlatılarında ve halk hikâyelerinde kadın yalnızca sevilen kişi değil; akıl veren, yol gösteren ve toplumu ayakta tutan karakterdir.
Kürt geleneklerinde yıllarca süren husumetlerde yaşlı bir kadının araya girmesiyle barış sağlandığı çok görülmüştür. Halk arasında anlatılan birçok olayda bir annenin ya da yaşlı bir kadının ortaya attığı başörtüsü kavganın sona ermesi için yeterli sayılmıştır.
Bu sembolün anlamı büyüktür.
Çünkü o başörtüsü, kadının toplumdaki saygınlığını temsil eder.
Yakın tarihte ise binlerce Kürt annesi, yokluk içinde çocuklarını büyütmüş, eşlerini kaybettikten sonra ailelerini ayakta tutmuş, ağır şartlar altında çalışarak yeni nesiller yetiştirmiştir.
Bugün Diyarbakır’da, Van'da, Mardin'de, Hakkâri'de ve bölgenin dört bir yanında doktor, öğretmen, akademisyen, avukat ve iş insanı olarak karşımıza çıkan kadınların arkasında büyük emek ve fedakârlık hikâyeleri vardır.
Bu nedenle Kürt kadını üzerinden üretilen küçümseyici dil yalnızca kadınları değil, bir toplumun ortak hafızasını da hedef almaktadır.
MESELE BİR FIKRA DEĞİL, BİR ZİHNİYETTİR
Türkiye artık eski Türkiye değildir.İnsanlar kimlikleri, inançları, dilleri veya cinsiyetleri nedeniyle aşağılanmayı mizah olarak kabul etmiyor.Etmemelidir de.Çünkü toplumsal barış, birbirimizin farklılıklarına saygı göstermekle mümkündür.
Bir halkın kadınlarını aşağılayan cümleler kurulduğunda sadece kadınlar incinmez; o kadınların yetiştirdiği çocuklar, o toplumun geçmişi ve geleceği de incinir.
Bugün Diyarbakır’da, Van’da, Mardin'de, Şırnak'ta ve bölgenin birçok kentinde yükselen tepkinin sebebi budur.Çünkü mesele bir espri değildir.
Mesele saygıdır.
Mesele insan onurudur.
Mesele annelerdir.
Rahmi Koç'un özrü elbette kayda değerdir. Ancak yaşanan olay, toplumun belli kesimlerine yönelik önyargıların hâlâ ne kadar kolay dile getirilebildiğini göstermesi bakımından da düşündürücüdür.Ve unutulmamalıdır ki bir toplumu tanımak istiyorsanız önce o toplumun kadınlarına bakarsınız.
Kürt kadını; alın teridir, fedakârlıktır, dirayettir, emektir.
Kürt kadını; evladını okutmak için yıllarca çalışan annedir.
Kürt kadını; acıya rağmen ayakta kalabilen güçtür.
Kürt kadını kimliktir.
Kürt kadını birleştiricidir.
Bu nedenle bir halkın kadınlarına gülünmez.Çünkü hiçbir kahkaha, bir annenin onurundan daha değerli değildir.
Sevgiyle kalın.