Kurban Bayramı boyunca Diyarbakır, belki de son yılların en yoğun günlerini yaşadı. Tarihi Sur sokaklarında yürümek neredeyse imkânsız hale geldi.

Hasan Paşa Hanı'ndan İçkale'ye, OngözlüKöprü'denHevselBahçeleri'ne kadar şehrin dört bir yanında yerli ve yabancı ziyaretçilerin oluşturduğu kalabalık dikkat çekti. Bu yoğunluk elbette sevindirici.

Son yıllarda artan turizm hareketliliğiyle birlikte bu kadim kent hak ettiği ilgiyi daha fazla görmeye başladı. Ancak bayram boyunca sosyal medyada karşıma çıkan paylaşımlar başka bir gerçeği de düşündürdü. Diyarbakır'a gelenlerin önemli bir bölümü şehri tanımaktan çok, şehri paylaşmakla ilgileniyor gibiydi.

Birçok kişinin gezi rotası birbirinin aynısıydı. Aynı duvar önünde çekilen fotoğraflar, aynı kahvaltı masaları, aynı sokaklar ve aynı cümleler...

Adeta sosyal medya algoritmalarının belirlediği bir gezi rehberi oluşmuştu.

Oysa Diyarbakır, birkaç fotoğraf karesine sığdırılabilecek bir şehir değil.

Bu şehir yalnızca surlarından ibaret değil. Her taşında bir hikâye, her sokağında bir hatıra, her esnafında yılların biriktirdiği bir yaşam tecrübesi var.

Sabahın erken saatlerinde fırından yükselen sıcak ekmek kokusu da Diyarbakır'dır, bir çay ocağında yapılan uzun sohbetler de.

Bayramda dükkânını açan esnafın yüzündeki umut da bu şehrin bir parçasıdır.

Sosyal medya çağında seyahat etmek giderek daha görünür bir eyleme dönüştü.

İnsanlar artık gittikleri yerleri deneyimlemek kadar, gittiklerini göstermeyi de önemsiyor. Bunun doğal tarafları var. Ancak bazen gösterme isteği, hissetmenin önüne geçebiliyor. Diyarbakır son dönemde keşfedilen bir şehir gibi sunuluyor.

Oysa bu şehir ne yeni keşfedildi ne de geçici bir trendin parçası.

Diyarbakır, yüzyıllardır burada duran ve kendi hikâyesini anlatmaya devam eden kadim bir kent.

Bugün sosyal medyada popüler olması elbette önemli; fakat onu gerçekten değerli kılan şey, algoritmaların ilgisi değil, taşıdığı tarih ve kültürdür.

Bir şehri gezmek mümkündür. Fotoğraflamak da mümkündür. Ancak bir şehri anlamak ve hissetmek biraz daha zaman ister.

Belki de Diyarbakır'ın bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey budur: Onu yalnızca paylaşmak için değil, anlamak için gelen ziyaretçiler.