TTB (Türk Tabipleri Birliği ) 78. genel kurulunu, 26-27-28 Haziran da Ankara da gerçekleştirdi. Genel kurula başta hekim camiası olmak üzere, muhalefet ve kamuoyu büyük ilgi gösterdi.

Sağlık ortamında yaşanan temel sorunları toplum sıcağı sıcağına yaşıyor. Randevu sorunu, katkı payı, acile ulaşım, bıçak parası, yoğun bakım sorunu gibi birçok sorun ivedi olarak çözüm bekliyor. Yine hekimlerin mesleki ve özlük sorunları, kamu sağlığı, sağlıkta ticarileşme ve çeteleşme, cezaevlerinde sağlık meselesi, anadilinde sağlık, sokağa inen işkence, barış ve sağlık bağlamı gibi birçok önemli gündem TTB genel kurulunun önemini artırdı.

Elbette TTB genel kurulu ve yeni seçilecek MK ile tüm sorunlar bir anda çözülmeyecek. Ancak TTB’nin, Tabip Odalarını, iş kolunda örgütlü sendikaları, emek örgütlerini, toplamda sağlık ortamını birleşik mücadelesini ilerleteceği tecrübeleriyle ortadadır. TTB siyasi iktidarın ele geçiremediği bağımsız bir meslek odası olup, muhalefet açısından beklentileri daha da artırmaktadır.

Bu yüksek beklenti ortamında, 28 Haziranda gerçekleştirilen seçimlerde EDTTB (Etkin Demokrat Türk Tabipleri Birliği) grubundan 8, TOİ ( Tabip Odaları İnisiyatifi ) grubundan 3 kişi merkez konseye seçildi. (Bilmeyen okuyucular için hatırlatalım. EDTTB 1990 yılında kurulmuştur. TOİ, 2024 yılında somut olarak EDTTB den ayrılan bir gruptur. 2024-2026 dönemi Merkez Konseyi bu iki grubun ittifakıdır.)

Beklentiler, demokratik teamül ve tarihsel tecrübeler iki farklı gruptan seçilen 11 kişinin birlikte çalışması ve tabip odalarına öncülük yapmasıydı.

Ancak henüz 11 kişi toplanmadan TOİ den, son TTB başkanı Alpay Azap ve yönetimsel olarak birçok görevlerde bulunmuş, İstanbul delegeleri Güray Kılıç ile Osman Öztürk istifa ettiklerini açıkladılar. İstifaaçıklamaları hekim camiasını aştı. Sosyal medyada genişçe yankı buldu.

Doğrusu yıllarca merkez yönetimlerde çok farklı siyasi dinamiklerle çalışan ve emek tarihine özel çaba harcayan biri olarak, bu denli örgütlü bir istifayı hatırlamıyorum. Elbette bireysel istifalar vardı. Hatta sendikal dinamikler adına gelenlerde de istifalar olmuştur. Ancak sendikal dinamikler (gruplar) istifa boşluğunu doldurmuş, yönetimlerde ve sahada ortak mücadeleye devam etmiştir. Sonuçta mücadeleyi önceleyen dinamikler gruplar yönetimde azınlık ta olsalar, bir kişi bile kalsalar birlikte çalışmayı, mücadele etmeyi önemsemişlerdir.

TOİ grubunun içinde aktif olarak yer alanların bir kısmı, sağlık işkolunda ki sendikal mücadelenin önemli dinamiklerinden biri olan DSD ( Devrimci Sendikal dayanışma ) grubuna destek verenlerdir. Tabii ki TOİ grubu DSD ‘den farklıdır. Böyle de olsa sağlık alanında söz kurmak isteyen her dinamik geçmiş tecrübelerden faydalanmalıdır diye düşünüyorum. Ancak DSD’ nin bu anlamda geçmiş pratiklerini okumadıklarını görüyorum.

Hem sağlık iş kolu hem de DSD grubunun da önemli kadrolarından Köksal Aydın, 2005- 2008 dönemi SES genel başkanlığını yürütmüştür. 2008 yılında seçimde DSD yönetimde çoğunluğu yitirmiştir. Köksal Aydın genel başkanlık havasına girmemiş, bir yönetim kurulu üyesi olarak 2011 yılına kadar sağlığı elverdikçe devam etmiştir.8Yine Bedriye Yorgun da Köksal Aydın gibi genel başkanlığı takiben yönetimkurulu üyeliği yapmıştır.) Benimde aday olduğum 1998 genel kurulunda, DSD yine seçimde çoğunluğu kaybetmiş, başkan adayı Bülent Aslanhan istifa etmiştir. Ancak DSD yönetime devam etmiş, yedekten başka bir arkadaş yönetime gelmiş, Bülent Aslanhan da Bursa’dan bir yönetici gibi mücadeleyekatkı sunmuştur.

Yine farklı grupların birlikte çalışmasına örnek SES in kurucu yönetimidir. 1996 -1997 SES kurucu yönetim döneminde içlerinde kendilerini Aydınlıkçılara yakın görenler dahil, normalde yan yana gelemeyecek 5 farklı dinamik vardı. Ve hiçbiri grupsal olarak istifa etmedi. Bu dönemde yönetimde yoğun bir fikir çatışması vardı. Ama yoğun bir birliktelikte çalışma da vardı. Örneğin, 1 Mart 1997 Ankara Sıhhiye meydanında, bir gün önce MGK’nın ünlü 28 Şubat bildirisine rağmen merkezi miting düzenlenmiştir.

Bu örnekleri tarihten olumlu tecrübeler olarak hatırlatıyoruz. Görülüyor ki TOİ grubu DSD’ninpratiğinden bu tecrübeyi alamamıştır. Yukarıda da belirttim TOİ grubu DSD’den farklıdır. Ancak içinde yer alan arkadaşlarından bunu görebilseler iyi olacaktı. Hatta hiç ilgileri bile olmasa tarihsel tecrübeleri okumak çok önemlidir.

Süreçte görünen TOİ’nin önceliği EDTTB’nin TTB zarar görse bile kaybetmesidir. Ve TOİ’nin ekip olarak istifası ve istifa açıklamaları, TTB’nin gücünü kırmaya yöneliktir. Ankara ve Bölge adaylarının meşruluğunu tartışmak TTB’yi etkisizleştirmepolitikasının bir nedenidir. TOİ’nin kamuoyuna yansıyan açıklamalarında TTB’nin 2020 - 2024 dönemini hedef almaları söylemimizi doğrulamaktadır. Bu dönem TTB başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın tutuklandığı, TTB ye kayyum atandığı dönemdir. ( Ancak kayyum yasal sürecin uzaması ve özünde TTB'nin mücadelesi ile pratiğe yansımamıştır. )

TOİ’nin toplamda politikası kanımca, niyetten bağımsız Cumhur İttifakına ve özelde yürürlükte ki sağlık bakanlığı politikalarına hizmet etmektedir. Somut gerçeklik maalesef budur.

Esasen Ankara seçiminde Cumhur İttifakının seçimi kazanma ihtimaline aldırmaması, seçim sürecinde sağ gruplarla kurdukları ilişkiler, TOİ için mevcut sağlık politikalarına karşı muhalefet etme diye bir derdinin olmadığını gösteriyor. Olabilir, sonuçta bu bir politik tercihtir. TOİ’nin önceliklerini belirleme hakkı da vardır. Ama yukarıda vurguladığım mücadele hattını önemseyen, sağlık politikalarına muhalefet edip alternatifini öneren hem TOİ içinde hem de hala EDTTB grubunda yer alan TOİ’li arkadaşların bunu görmesi gerekiyor.

İstifa gerekçelerinin tümünü okumadan önce istifa gerekçesiyle ilgili yakın arkadaşlarıma bunun ikinedeni olabilir demiştim. Birincisi TTB başkanı Alpay Azap’ın şahsında TOİ’nin şekillendirdiği başkanlık kültü nedeniyle, mevcut yönetimde başkanlık dışında görev almak istemiyor olabilmesiydi. ( Zaten EDTTB ve TOİ ittifak görüşmelerinde bu fikrini söylemişti. Yönetimde diğer iki kişi Alpay’ı yalnız bırakmamak için birlikte istifa ettiler diye düşünmüştüm.

İkincisi belki bir önceki dönem birlikte çalışma pratiği olabilir diye düşünmüştüm. (Aslında barış ve insan hakları ile ilgili konular dışında geçmiş ittifak MK’sı uyumlu çalışmıştır.)

Sonuçta TOİ ve diğer grupların olumsuz tutumlarına rağmen, 2020 - 2024 dönemi gibi biz TTB’ye yine güçlü bir şekilde sahip çıkacağız. Ve sağlık ortamında söz kurmaya, herkese eşit ücretsiz, ulaşılabilir, anadilinde sağlık hizmeti mücadelesini vermeye kararlılıkla devam edeceğiz.

TOİ için iyimser olmak istiyoruz. Umarım yanlıştan dönerler ve birlikte mücadeleye omuz verirler. Yine yaptıklarını da iyimser olarak bakmak istiyoruz. Meseleyi bir tasfiye olarak değil, ‘sürecin körlüğü’ bir yanıyla ‘sürece kör bakma’ olarak görmek istiyoruz.

Ve yazıyı şimdilik, Türkçe yazımımda şiirlerini örnek aldığım Hasan Hüseyin Korkmazgil’in bir sözüyle noktalamak istiyorum.

‘Kör olasın demiyorum, kör olmadan gör beni.’

Evet ‘kör olmadan görün bizi’ diyorum.