Diyarbakır'da sadece dün 2 gencin yaşamlarına son verdiklerine dair haberler vardı. Önceki haftada şiddete uğrayan kadınların görüntüleri vardı. Hemen bir önceki güne bakıyorsun kuyumcu soygunu.
Bir başka sitede trafikte kavga haberi.
Başka bir sitede çete, tefecilik kavgası haberi.
İşçisine dokunuyorsun mutsuz, memuruna dokunuyorsun mutsuz, belediye başkanına dokunuyorsun mutsuz, gazetecisine dokunuyorsun mutsuz, kadınlar mutsuz, erkekler mutsuz, yaşlılar mutsuz. Birçok kişinin mutsuz ve umutsuz olduğu bir kent haline dönüştü Diyarbakır.
Bir barış süreci var. Taraflara sorarsanız gayet de iyi gidiyor. Ama barış süreçlerinin içinde yer alması gereken bazı önemli ayaklar eksik. O ayakların başında ise ekonomik sorunlar ve güvensizlik geliyor.
Bugün muhtemelen Diyarbakır'da sokağa çıkıp insanlara sorsanız, "Diyarbakır'da sizi mutlu eden şey nedir?" diye. Tahminin insanların çoğu Amedspor diyecektir.
Birçok kişinin tek umut ve mutluluk kaynağı Amedspor kalmış durumda.
Amedspor'un galibiyet ve mağlubiyetine göre ruh hali değişen insanlar çoğaldı.
Halbuki bu kadar belirleyici olmamalı.
İnsanların dünyasında onları hayata tutan çok güçlü bağlar, ilişkiler olmalı.
Amedspor elbetteki çok önemlidir. Elbetteki hayatımızda bir yer tutmalıdır ama hayatımızın en önemli belirleyicisi olmamalıdır. Sadece Amedspor değil herhangi bir şey tek başına hayatımızda belirleyici olmamalıdır.
Bir günde 2 gencin yaşamına son vermesi ya da yaşamlarına son verilmesi eğer Amedspor maçı kadar gündem olmuyorsa orada ciddi bir sorun var demektir.
Muhtemelen Diyarbakır'daki insanların çoğunun haberi bile olmadı. Çünkü bu tür haberler artık sıradanlaşmaya ve normalleşmeye başladı.
Eğer bir yerde bunlar normalleşmeye başladıysa orada çürüme de başlamış demektir.
Düşünsenize Avrupa'nın herhangi bir ülkesinde bir günde 2 kişinin bu şekilde yaşamlarının son bulduğunu. O ülkede tek gündem bu olur. Herkes işini gücünü bırakır bunu araştırır, bunun sebeplerini araştırır ve bu sebepleri ortadan kaldırmak için olağanüstü durum ilan eder. Ama bizde kimse bu durumu anormal bir durum olarak görmüyor.
STK Başkanlarının sayfalarına bakıyorum başka gündemleri var. Siyasetçilerin sayfalarına bakıyorum selfilerle dolu. Hepsi popüler konu hangisi varsa orada yer alıyor.
Çoğunun belki bu konudan haberi bile yoktur.
Muhtemelen ay sonunda açıklanacak raporlarda birer rakamdan istatistikten ibaret olacak bu ölümler.
Sonra göstermelik olarak belki birileri yapay zeka ile oluşturduğu bir soru ve araştırma önergesi verir.
Bu kadar umutsuzluğu, karamsarlığı, kavga halini normalleştiremeyiz.
Şiyar Be Platformu açıkladığı verilerde uyuşturucu yaşının çok düştüğünü söylüyor.
Bu da yine yeterince gündem olmuyor.
Bu kente bir şeyin gündem olması için illa elini masaya vurman ve bağırarak söylemen gerekiyor.
Çünkü bu kente elinde tesbihlerle gezen ağalar başka türlü duymuyor.
Çünkü bu kente ne kadar uzlaşırsan o kadar kıymetlisin.
Bu kentte "sorun var" diyenler değil "sorun yok, ağam çok yaşa" diyenler kıymetlidir.
Çünkü kimse kendi kişisel konforunu bozmak istemiyor. Kimse muktedirleri karşısına almak istemiyor.
Çünkü bu kentte yükselmenin yolunun uzlaşmaktan geçtiğini herkes çözmüş durumda.
Sorunları gündeme getirenler sanki sorunların kaynağıymış gibi algılanıyor.
Sadece celladına aşık olan bir zümre değil aynı zamanda celladının kendisine uyguladığı bütün yöntemleri başkasına uygulayan bir zümre türedi. Bu zümre de gayet makbul olarak karşılanıyor.
Maalesef basının büyük bir bölümü ve kendisine "aydınım" diyenler de bu zümre ile uzlaşıyor.
Karşılıklı alışverişle birlikte büyüyorlar!
2 yıldır bağırıp çağrıyorum bakın bu coğrafyada ekonomi ve liyakatsizlik endeksli çok büyük sorunlar birikiyor. Bakın bu sorunlar büyük bir toplumsal çürüme ve çatışmaya dönüşüyor.
Bakın birkaç yıl sonra bu coğrafya hepimize cehenneme dönüşecek.
Ama maalesef yine duyan olmayacak. Yine kendi kendimize yazıp dertleneceğiz. Belki birileri yine diyecek "Bekir'in derdi nedir bu kadar eleştiriyor?" diye.
Benim derdim bu coğrafyada mutlu, umutlu ve özgürce yaşamak. Bunun için de mutlu, umutlu ve özgürce yaşayan insanlarla birlikte aynı havayı solumak istiyorum. Çocuklarımız her gün bir yerlerde yaşamına son vermesin ya da birilerinin yaşamına son vermesin istiyorum.
Herkes akşam evine ekmek götürebilsin istiyorum. Bu kentte birileri STK veya siyaset kurumlarında sorumluluk alıyorsa sorunlarla ilgilensin, onları çözmek için irade ortaya koysun istiyorum. Herkesin mutsuz dolaştığı bir yerde herhangi birinin mutlu olma gibi bir ihtimali var mı?
Ey bu kenti yönetme iradesi ortaya koyanlar; Allah peygamber aşkına bu sorunları çözmek için irade ortaya koyun. Vallahi bunlar basit sorunlar değil.
Sokak ortasında kadınların katledildiği, gençlerin asılı bulunduğu, tüfekle vurulduğu, küçücük çocukların uyuşturucu batağına girdiği, genç kadınların ekonomik sorunlar nedeniyle fuhuş batağına girdiği, küçük esnafın tefecilerin insafına kaldığı bir kent hepimiz için koca bir mezarlıktan başka bir şeye dönüşmez.
Bu güzel ve tatlı uykunuzdan uyandırdığım için özür diliyorum!...