Rüya bu ya, hiçbir şiiri ve şarkıyı ezbere bilmeyen ben, Hicri abênin Kürtçe şiirini ezbere ve yüksek sesle okuyorum. Masaya nedensiz -nedensiz miydi?- şu cümleyi bırakıyorum: "Bütün geceleri aşk şiirleri kurtaracak."

Hicri İzgören'i rüyamda gördüm, bana kızıyordu. Ben gülüyordum. Uyandıktan sonra da uykulu, mahcup, biraz da arsız bir tebessüm vardı yüzümde.

Geç ve huzursuz uyuduğum içindir belki, genellikle hatırlamam rüyalarımı. Bazı bulanık görüntüler ve anlamsız cümleler kalır her rüyadan sonra. Peşine de düşmem, "Neydi gördüğüm" diye. Gördüğüm rüyaları yorumlamaksa korkutur beni. Kim bilir bir rüya nereye bağlanır, değil mi.

Köpeklerin ya da yılanların saldırısına uğradığım kabuslarımı ise mümkün hızda silerim belleğimden. Bir kabusun neden olduğu gerilime kimse teslim olmak istemez herhalde. Öte yandan, korkumu yenemediysem de, düşman olmak istemem yılana da köpeğe de.

*

Uyandıktan sonra da Hicri abênin bana niye kızdığını gayet iyi hatırlıyordum. Ben û Sen'de buluşmak üzere sözleşmiştik ve kahretsin, gecikmiştim.

Bu yüzden kızgındı ve söyleniyor, "Bir gün de erken gel" diye fırça atıyordu.

"Hiçbir randevuya geç kalmam" desem ve bu Şükrü Erbaş'ın kulağına gitse, kahkaha atar, "Vecdiiiii" nidasından sonra, "Oğlum siz Piyacıların adeti değildir randevuya zamanında gelmek" diyerek olayı tâ geçmiş zamanlara götürür, Piya'dan arkadaşlarımızı da harcar.

Rüyamda Hicri abê, bilmem hangi yılın kitap fuarı zamanında sürekli rezerve ettiğimiz masada oturuyor. O yıl fuara katılan şair, yazar dostlarımızla hep aynı masayı paylaşmışız. Hatıralar, şakalar, dizeler, arada türküler, yan masalara gönderilen selamlar... Böyle şenlikli bir zaman.

Şimdi karşılıklı otururken o günlerin hatırası tatlı bir baş dönmesine neden oluyor.

Sinirli olunca ortamı yumuşatmak için, "Her köşe başında kimlik sordular abê, açıp yaralarımı gösterdim. Yaralarım çoktu, bu yüzden geciktim biraz."

"Biraz" demeliydim, suçu hafifletmek için. Ama ah canım Hicri abêm, dizeleriyle jest yapmak onu ikna etmez. Sinirlenince sesini yükseltmez, kibarca dokundurur durur. Az sonra gülümseyecektir fakat ah o zamana kadar lime lime edecek esprimi.

Sevda görünüp kayboluyor, Siraç da. Sevda sarılıp yumuşatırdı Hicri abêyi, Siraç upuzun susarak. İkisi de şöyle bir görünüp kayboluyor. Ramazan tepemizde durmuş, sırıtarak ikimize bakıyor. Benim azarlanmamdan hoşnut görünüyor. Ahmet elinde birasıyla, gecenin gam yükünü bakışlarında toplamış, yanımızdan geçiyor. Bizden tarafa bakıyor, gerginliğin farkında ve oturmaya cesaret edemiyor sanki.

Kaç yılın dostluğundan aldığı cesaretle Suat, biraz patavatsızca dalıyor gergin ortama. "Ramazan, Hicri abêye çerez getir hele" diyor, tatlı mı tatlı Diyarbakır Türkçesiyle. Hicri abê, yeni fark etmiş gibi, "Sen niye duruyorsun tepemizde" diye çıkışıyor Ramazan'a.

Ramazan kamburunu çıkararak, yüzünde kocaman bir gülümsemeyle ve söylenerek terk ediyor olay mahalini.

Atış menzilinden çıkmış olmanın keyfiyle, "Abê" diyorum, "Suat evdeyken mekanı gözetliyor kameradan. Geçen gün anlatıyordu, 'şu gün geldin, şurada oturdun, yanında şu vardı' diye. 'Kardeşim madem ki evindesin, uzat ayaklarını, televizyonda dizi izle, survivor izle. Kop şu mekandan, dinlen' dedim."

Az sonra Ramazan, içinde sıcak kabak çekirdeği ve Antep fıstığı olan bir kase için yer açıyor masada. Hicri abe, "Hepsi bu mu?" diye soruyor. Ramazan, "Hele dur abê, gece uzun, daha meyve gelecek" diyor.

Gece uzun. Doğru, Hicri abe ile bütün geceler uzun. Mekanın kendine özgü keyifli uğultusu içinde serbest bırakıyoruz kendimizi. Özlemle, kederle andıklarımız resmigeçit yapıyor mekanda. Ahmet, elinde bira kadehiyle yerleşiyor masaya.

Rüya bu ya, hiçbir şiiri ve şarkıyı ezbere bilmeyen ben, Hicri abênin Kürtçe şiirini ezbere ve yüksek sesle okuyorum. Masaya nedensiz -nedensiz miydi?- şu cümleyi bırakıyorum: "Bütün geceleri aşk şiirleri kurtaracak."

*

Hayırdır inşallah, diyorum uyanınca. Sonra, işler güçler, seyahatler, hayat gailesi derken ne vakittir Hicri abê ile görüşemediğimiz düşüyor aklıma. Sonra rengini aşktan almış yüzü. Sonra parya saçları ve sakalları. En sonunda bana kızıp küstüğü. İnsan sevdiğine kızar ve küser, değil mi?

"Bugün Hicri abêyi aramalıyım" diye mırıldanıyorum, sesimde uyku mahmurluğu, rüyanın tatlı sarhoşluğu ile.