SAMER Genel Koordinatörü Yüksel Genç’in Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde gençler ve madde bağımlılığı üzerine yürütülen saha çalışmasına ilişkin gazetemiz Güneydoğu Ekspres’e yaptığı değerlendirmeleri, uzun süredir görmezden gelinen bir toplumsal sorunu yeniden gündeme taşıyor.
Yaklaşık 10 yıl önce Bağlar’da yapılan çalışmalarda uyuşturucu kullandığını belirtenlerin oranı yüzde 3,5 düzeyindeyken, son araştırmada gençlerin yüzde 18’i uyuşturucu kullandığını açıkça ifade ediyor. Ancak asıl çarpıcı veri burada değil. Araştırmaya katılanların yüzde 42’si ailesinde, arkadaş çevresinde ya da yakın çevresinde uyuşturucu kullanan birinin bulunduğunu söylüyor.
Bu oran, meselenin yalnızca ‘kaç kişi uyuşturucu kullanıyor’ sorusuyla açıklanamayacağını gösteriyor. Çünkü bağımlılık bireysel bir tercih olmaktan çıkıp aileyi, arkadaş çevresini, mahalleyi ve giderek bütün toplumsal dokuyu etkileyen bir soruna dönüşüyor.
Uyuşturucu, artık daha büyük bir tablonun parçası haline gelmiş durumda.
Çalışmaya göre, Bağlar’daki tabloyu yalnızca madde kullanımı üzerinden okumak eksik kalır. Genç’in aktardığı saha verileri, uyuşturucunun eğitimden kopuş, işsizlik, yoksulluk, geleceğe dair umutsuzluk, şiddet ve sokak çeteciliğiyle birlikte ilerlediğine işaret ediyor.
Gençlerin önemli bir bölümü artık eğitimi geleceğe açılan güvenli bir kapı olarak görmüyor. İşsizlik ve ekonomik belirsizlik, gençlerde ciddi bir gelecek kaygısı yaratıyor. Böyle bir ortamda uyuşturucu, yalnızca bir bağımlılık meselesi değil, umutsuzluğun, sosyal çözülmenin ve geleceksizlik duygusunun da bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor.
Daha da önemlisi, madde kullanımının yoğunlaştığı mahallelerde şiddet ve sokak hâkimiyeti de güçleniyor. Böylece uyuşturucu ekonomisi, yalnızca ekonomik değil, sosyal ve fiziksel bir güç alanı yaratıyor.
Uyuşturucu ile mücadele, tek başına bir bireye bırakılmayacak kadar önemlidir.
Bağımlılıkla mücadeleyi yalnızca kullanıcıya veya ailesine yüklemek mümkün değil.
Bir genci uyuşturucudan uzaklaştırmak için tedavi kadar eğitim, istihdam, sosyal yaşam, kültürel faaliyetler ve güvenli kamusal alanlar da gerekiyor. Çünkü kişi aynı çevreye, aynı yoksulluğa ve aynı umutsuzluğa geri döndüğünde bağımlılıktan uzak kalması da zorlaşıyor.
Bu nedenle uyuşturucuyla mücadele, güvenlik politikalarının ötesine taşınmalı. Sosyal politikaların, yerel yönetimlerin, eğitim kurumlarının ve toplumun ortak sorumluluğu haline gelmeli.
Bağlar’daki yüzde 42’lik veri tam da bu nedenle önemlidir. Bu rakam yalnızca uyuşturucunun yaygınlığını değil, uyuşturucunun dokunduğu sosyal çevrenin büyüklüğünü de gösteriyor.
Bugün yapılması gereken, bu tabloyu yalnızca bir ‘asayiş sorunu’ olarak görmek değil, gençlerin neden geleceğe güvenmediğini, neden eğitimden uzaklaştığını ve neden uyuşturucunun sosyal çevrelerde bu kadar kolay karşılık bulduğunu sorgulamaktır.
Çünkü mesele yalnızca gençleri uyuşturucudan kurtarmak değildir. Asıl mesele, gençlerin uyuşturucuya ihtiyaç duymayacağı, kendisini güvende ve değerli hissedeceği bir gelecek kurabilmektir.
Bağlar’dan gelen veriler, artık alarmın çaldığını gösteriyor. Bundan sonrası ise bu alarmı duyup duymayacağımıza bağlı.