‘Şiyar be’ şiarı ile bir süredir Diyarbakır’da uyuşturucu ve fuhşa karşı yürütülen kampanyalara yönelik katılımı gördükçe insan gerçekten mutlu oluyor.
Çünkü bazı zamanlar, herhangi bir sorun hakkında fikir beyan edilirken insanların ağzından şu cümle dökülüveriyor. ‘Herkes biliyor, herkes görüyor ama yapılabilecek bir şey yok’.
Oysa Diyarbakır’da kime dokunsanız, kime söz hakkı verseniz, kimden fikir almaya çalışsanız aynı cümleyi duyarsınız. ‘Diyarbakır’da son zamanlarda uyuşturucu kullanımı ve satışı ile fuhuş aldı başını gidiyor’.
Duyuyoruz, görüyoruz ve konuşuyoruz.
Ama çoğu zaman sadece bununla yetiniyoruz. İşte tam da burada bir şeyleri değiştirmemiz gerekiyor. Birilerinin değil, hepimizin bir şeyler yapması gerekiyor.
Çünkü uyuşturucu ve fuhuş meselesinin yalnızca güvenlik ya da asayiş boyutu yok. Bunun adli, hukuki, sosyolojik ve toplumsal karşılıkları da var. Dolayısıyla bu sorunla mücadele, yalnızca bir kurumun ya da birkaç kişinin omuzlayabileceği bir yük değil. İlgili bütün kurumların ortaklaşa hareket etmesi ve toplumun da bu mücadeleye yurttaş olarak katkı sunması gerekiyor.
Belki de bu noktada başka bir pencere açmamız lazım.
Bizim coğrafyamızda, hayatınıza dahi mal olabilecek bir konuda ihbarda bulunmak, maalesef her zaman hoş karşılanmıyor. ‘Muhbir, ajan, hain’ gibi yaftalar insanların cebinde hazır bekliyor. Bir insana bu etiketlerden biri yapıştığında ise çoğu zaman bir daha iflah olmuyor. Bu toplumsal refleksi değiştirmemiz gerekiyor.
Çünkü biz bir yandan yapılmamış yollardan, açılmayan trafikten, temizlenmeyen cadde ve sokaklardan, toplanmayan çöplerden, düzensiz eğitimden, iyi koşullar sunmayan sağlık sisteminden ve geç tecelli eden adaletten şikâyet ediyoruz.
Ve elbette edelim de. Ama bütün bunları yalnızca evlerimizin odalarında, kahve ve lokanta köşelerinde, okey masalarında ya da taziye evlerinde konuşmanın kimseye bir faydası yok.
Orada kalan şikâyet, bir süre sonra dedikoduya dönüşüyor. Oysa medeni bir toplumda yurttaşlık, yalnızca olup biteni görmekten ibaret değildir. İnsanlar, kendilerini birebir ilgilendirmese bile toplumun genelini ilgilendiren sorunları muhatabına iletir; şikâyet eder, ihbar eder ve sorunun üzerine gidilmesini sağlar. Bizim de bu kültürü geliştirmemiz gerekiyor.
Diyarbakır’da artık herkesin bir şekilde konuştuğu, hatta yer yer doğrudan muhatap olduğu uyuşturucu ve fuhuş meselesinde topyekûn bir ‘ihbar ve şikâyet kültürü’ geliştirmeliyiz.
Burada çok önemli bir ayrım var.
Duyum üzerine insanları hedef göstermekle, tanık olduğumuz bir suçu yetkili mercilere bildirmek aynı şey değildir.
Kimseyi haksız yere zan altında bırakmadan, dedikoduya, iftiraya ve kişisel hesaplaşmaya düşmeden, gerçekten tanık olduğumuz olayları, mekânları ve durumları ilgili kurumlara korkmadan bildirebilmeliyiz.
Edelim. Çünkü yurttaşın sorumluluğu yalnızca oy vermek, vergi ödemek ya da hizmet beklemek değildir. Yurttaşlık, yaşadığı toplumun sorunları karşısında elini taşın altına koymayı da gerektirir.
Bu nedenle ‘Şiyar be’ platformunun yürüttüğü bu kıymetli çalışmaya yalnızca yürüyüşlere, sloganlara ve toplantılara katılarak destek olmak yeterli değildir.
Asıl mesele, gündelik hayatın içinde de bu mücadelenin bir parçası olabilmektir.
Gördüğümüzü doğru yere bildirmek, çocuklarımızı ve gençlerimizi bilinçlendirmek, mahallemize, sokağımıza, okulumuza ve çevremize sahip çıkmak…
Ve en önemlisi, ‘herkes biliyor ama yapılacak bir şey yok’ cümlesini hayatımızdan çıkarmak. Çünkü hepimiz birer ‘herkesiz’ ve çünkü yapılacak çok şey var. Yeter ki şikâyet eden yurttaştan, sorumluluk alan yurttaşa dönüşelim.
Yeter ki ‘birileri yapsın’ demek yerine ‘biz ne yapabiliriz’ diye soralım. Çünkü mesele artık yalnızca Diyarbakır’ın bir güvenlik sorunu değildir.
Mesele, çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceğidir. Ve onlar, gözümüzün önünde, avuçlarımızın içinden kayıp gidiyor. Buna seyirci kalmaya hakkımız yok.