Diyarbakır’da önemli bir buluşma gerçekleşti. Finans dünyası ile iş dünyası aynı masada bir araya geldi. Kredi faizlerinden finansmana erişime, işletmelerin sorunlarından sanayicilerin beklentilerine kadar birçok konu konuşuldu.
Ama toplantının asıl mesajı, rakamların çok ötesindeydi.
Ekonominin ilk şartı güvendir.
TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu ile Ziraat Bankası Genel Müdürü Alpaslan Çakar, Halkbank Genel Müdürü Recep Süleyman Özdil ve VakıfBank Genel Müdürü Osman Arslan’ın Diyarbakır iş dünyasıyla buluşması, bu açıdan önemliydi.
Çünkü yatırımcı geleceğe güvenmeden yatırım yapmaz. Esnaf işini büyütmek için, sanayici yeni bir makine almak için, girişimci yeni bir iş kurmak için önce yarına inanmak zorundadır.
Diyarbakır’da son dönemde ortaya çıkan ekonomik tablo da bunun somut bir göstergesi.
Şirket sayısının, iş yerlerinin ve sigortalı çalışan sayısının Türkiye ortalamasının üzerinde artması bize basit ama önemli bir gerçeği hatırlatıyor:
Huzur varsa yatırım, güven varsa ticaret vardır.
Finansman ekonominin kan akışıdır
Toplantının bir diğer önemli başlığı ise finansmana erişimdi.
Hisarcıklıoğlu’nun ifadesiyle finansman, ekonominin ‘kan akışı’.
Gerçekten de finansman yavaşladığında sadece kredi kullanmak isteyen işletme etkilenmiyor. Yatırım erteleniyor, üretim yavaşlıyor, istihdam kararları öteleniyor.
Bugün iş dünyasının en önemli sorunlarından biri finansmana erişim. Yüksek faizlerin yanında komisyonlar ve diğer maliyetler de işletmelerin yükünü artırıyor.
Ancak çözüm, bankaları suçlamak değil.
Enflasyonla mücadele politikaları ve kredi düzenlemeleri bankaların da hareket alanını daraltıyor. Bu nedenle kamu, bankacılık sektörü ve reel sektörün aynı masada buluşarak ortak çözümler üretmesi gerekiyor.
Çünkü güçlü ekonomi, güçlü finansman kanalları olmadan kurulamaz.
Diyarbakır’ın hikâyesi Türkiye’nin hikâyesidir
Diyarbakır sadece kendi ekonomisini büyütmüyor. Sahip olduğu tarım, hayvancılık, sanayi, ticaret ve lojistik potansiyeliyle bölgesel bir ekonomik merkez olma kapasitesine sahip.
Bunun için yalnızca krediye değil; nitelikli insan kaynağına, güçlü altyapıya, teknolojiye, uygun enerji maliyetlerine ve uzun vadeli yatırım güvenine ihtiyaç var.
Diyarbakır daha fazla yatırım alan değil, daha fazla katma değer üreten bir şehir olmalı.
Çünkü Anadolu’nun güçlenmesi, Türkiye’nin güçlenmesidir.
Diyarbakır’ın, Gaziantep’in, Şanlıurfa’nın, Mardin’in, Van’ın ve bölgedeki diğer şehirlerin üretim kapasitesi arttıkça Türkiye’nin ekonomik gücü de artacaktır.
Üstelik bunun yalnızca ekonomik değil, sosyal bir karşılığı da var. Daha fazla üretim ve istihdam demek.
Bu da hep birlikte kalkınmanın kapısını açacaktır.