Bugün bir çocuk gördüm… Bu çağda her şeyden mahrum bırakılmış; yalnız, sevgisiz, yoksul ve yoksun bir çocuk. Yaşadığı travmalar daha şimdiden onu yaralamıştı. İçine kapanık, öfkeli, agresifti. Ama en çok da boşluğa bakıyordu.

Yarın bu çocuk büyüyüp bir hırsıza, bir katile ya da başka bir suçluya dönüşürse, onu suçlamayacağım. Onu bu hale gelene kadar görmezden gelen toplumu suçlayacağım.

Belki Lilja 4-ever filmini izleyenler vardır. Film, annesi tarafından terk edilen 16 yaşındaki Lilja’nın yoksulluk, yalnızlık ve insan ticaretiyle karşı karşıya kalmasını anlatır.

Bugün Diyarbakır’ın ortasında gördüğüm 10 yaşındaki Asil’in de bana çaresizliğin ne kadar büyük bir acı olduğunu gösterdi.

Asil’in içinde olduğu hayatı anlatmaya çalışsam, yetersiz kalacağımı biliyorum.

Bomboş bir ev.

Çıplak duvarlar.

Bir kalemi yok.

Bir defteri yok.

Bir oyuncağı yok.

Annesi yok.

Babası yok.

Üzerindeki tişörtü ve pantolonundan başka kendisine ait hiçbir şeyi yok.

Ve bütün bunların ortasında başı öne eğik, gözleri boşluğa dalmış, öylece duruyor.

On yaşında bir çocuk ve hayatın henüz başında olan bir çocuk. Ama sanki hayattan çoktan vazgeçmiş gibi.

Biz gazeteciler, yaptığımız iş gereği toplumun birçok acısına tanıklık ediyoruz. İnsanların en zor anlarına giriyor, gördüklerimizi haberleştiriyoruz. Her gün başka bir acı, başka bir kayıp, başka bir travmaya tanıklık ediyoruz.

Belki de insan zihni kendisini korumak için zamanla alışıyor. Çünkü bir süre sonra hiçbir şey sizi eskisi kadar şaşırtmıyor. Daha büyük acılar gördükçe, duygularınızın katılaştığını düşünüyorsunuz. Duyarsız değilsinizdir belki ama hissiyatınızı kaybetmiş gibisiniz.

Ben de çok uzun zamandır böyle hissediyordum. Kendi duygu dünyamda artık hiçbir şey hissetmediğimi, kalbimin ve duygularımın yok olduğunu düşünüyordum.

Bu yüzden acıyı hissetmiyor, sevgiye de çok fazla anlam yüklemiyordum.

Ama bugün Asil’i görünce, çok uzun bir aradan sonra kalbimin acı çektiğini hissettim.

Daha önce çok daha ağır, çok daha travmatik haberler yazdım. Yine de hep soğukkanlılığımı korudum.

Fakat bir çocuğun annesinin ve babasının olmadığını; elinde kaleminin, defterinin, oyuncağının bulunmadığını; yalnız, sevgisiz ve yoksun bir şekilde hayatın ortasında bırakıldığını görmek başka bir şeydi.

Bu dünyada eşitlik yok, ama bir gün eşitliğin, adaletin olacağı ve zalimlerin acı çekeceği bir dünyaya kavuşacağımıza inanıyorum…