Bir süredir yazmıyordum. Aslında yazmamak değil de kelimelerle arama biraz mesafe girmişti demek daha doğru olur. Hayatın temposu, hazırlıklar, toplantılar, planlamalar derken kendimi uzun zamandır başka bir telaşın içinde buldum. Kalemim sustu ama hayat her zamanki gibi akmaya devam etti.

İnsan yazarken ayırdığı vakte değip değmediğini düşünmez. Çünkü yazı bir okuldur. Yazdığımız her harf bizi kolumuzdan tutup bir yere çeker, bazen hiç hesapta olmayan bir yolun sonuna kadar götürür. Buna yarım bıraktığımız, beğenmediğimiz, hatta yırtıp attığımız yazılar da dahildir. Hiç kimsenin okumadığı bir cümle bile yazarında bir iz bırakır. Peki ya hayat? Hayat meşgalesine ayırdığımız zamana değer mi?

Bu, tamamen hayata baktığımız pencereye bağlı. Hayatı okumayı bilirsek her saniye bir okula dönüşebilir. Tabii bunun herkes farkında değildir. Çünkü hayatı okumak, biraz da zamanın farkında olmak demektir ve açıkçası herkesin hamurunda bu yoktur. Zamanın farkına vardığımızda ise bazı şeylerin adı değişmeye başlar. Pişmanlık deneyime, kırgınlık olgunluğa, kayıplar bazen kazanca dönüşür. Başımıza gelenleri değiştiremeyiz belki ama onların bizde neye dönüşeceğine müdahale edebiliriz.

İnsanın, insandan öğreneceği çok şey vardır.

Evrendeki bütün bilgiyi anlamlandıran yine insandır. Değiştiren, dönüştüren, yorumlayan ve kullanılabilir hâle getiren… Belki de bize verilmiş en büyük ayrıcalıklardan biri budur. Fakat insan sadece kitaptan, okuldan veya kendi tecrübelerinden öğrenmez. Bazen başka bir insan, yıllarca aradığımız bir cevabı birkaç cümlede önümüze bırakabilir. Acı veya tatlı tecrübe.

Geçtiğimiz akademik dönemde farklı şehirlerden, farklı hayat görüşlerinden, farklı hikâyelerden insanlar geçti hayatımdan. Kimiyle kısa bir sohbet ettik, kimiyle uzun uzun dertleştik. Bazı insanlar birkaç cümleyle insana yeni bir pencere açabiliyor. Bazıları ise farkında olmadan aynı yerde patinaj çekiyor. Bunu görüyor, biliyor ve ister istemez kendimize de dönüp bakıyoruz. Çünkü insanı gözlemlemek, biraz da kendimizi seyretmektir. İstikametimizi ve kendimizi doğrultmanın yolu da buradan geçiyor.

Sonra bütün bu koşuşturmanın arasında başka bir şeyi daha fark ettim:

Yazmayı özlemişim.

Çünkü yazmak benim için yalnızca cümle kurmak değil. Düşünmek, anlamaya çalışmak, zihnimde birbirinden habersiz duran parçaları aynı masaya oturtmak ve bazen de kendi iç sesimle yüzleşmek. İnsan bazı şeyleri konuşurken anlatıyor, yazarken ise daha iyi anlıyor.

Bununla beraber bana kalırsa yazmamak da yazmanın bir parçasıdır. Kalemin sustuğu zamanlarda hayat biraz daha yüksek sesle konuşur. İnsan biriktirir, değişir, yanılır, öğrenir. Sonra bir gün yeniden masaya oturduğunda kaldığı yerden devam etmez. Çünkü bıraktığı yerdeki insan değildir artık.

Ben de kaldığım yerden değil, değiştiğim yerden devam etmek için buradayım.,

Tekrardan merhaba, sevgili okur.

Bakalım hayat bu kez bize ne anlatacak, biz ondan ne anlayacağız ve bütün bunlardan geriye hangi cümleler kalacak?