Hayat pahalı. Bunu artık rakamlarla değil, sofradaki eksik tabaktan, ertelenen ihtiyaçlardan, ay sonunu getiremeyen insanların yüzündeki yorgunluktan rahatlıkla anlayabiliyoruz.

İşsizlik büyüyor. Enflasyon durmuyor. Açlık ve yoksulluk sınırı sürekli yükseliyor. Asgari ücret, daha cebe girmeden eriyor. Bunların hepsi acı ama bilinen gerçekler.

Fakat bir gerçek daha var ki artık izahı giderek zorlaşıyor. Ev kiraları ve konut fiyatları.

Diyarbakır’da bugün 20 bin liranın altında kiralık ev bulmak neredeyse imkânsız hale geldi. Ev satın almak ise birçok aile için artık bir hayal bile değil. Milyonlarca liralık fiyatlar konuşuluyor.

10 milyondan başlıyor ev fiyatları. Peki kim alıyor bu evleri? Kim bu kiraları ödeyebiliyor?

Asgari ücretle çalışan bir insanın maaşı, neredeyse tek başına kiraya yetmiyor. Emekli zaten denklemin dışında kalmış durumda. Memur, işçi, küçük esnaf…

Herkes aynı soruyu soruyor; Bu şartlarda insan nasıl yaşayacak?

Elbette herkes malının değerini korumak ister. Hiç kimse evini zararına kiraya vermek ya da satmak zorunda değildir. Ancak burada vicdanın da bir değeri olmalı. Çünkü ev sadece bir yatırım aracı değildir. Ev, bir insanın barınağı, bir çocuğun büyüdüğü yuva, bir ailenin huzurudur.

Bugün konut piyasasında oluşan rakamlar, sadece ekonomik gerçeklerle açıklanamayacak kadar uç noktalara ulaşmış durumda. Fırsatçılık, beklenti ve ‘nasıl olsa biri verir’ anlayışı piyasayı adeta kontrolden çıkardı. Sonuçta olan ise en çok dar gelirliye oluyor.

İnsanlar artık ev sahibi olmayı değil, kirayı ödeyebilmeyi başarı sayıyor. Gençler evlenemiyor, aileler çocuklarını başka şehirlere göndermeye çekiniyor. Bir ömür çalışıp başını sokacak bir ev alma hayali, birçok kişi için, kış akşamları anlatılan bir masaldan ibaret hale geliyor.

Bu tablo sürdürülebilir değil.

Devletin konut politikalarını yeniden gözden geçirmesi, sosyal konut projelerini artırması, kira piyasasını dengeleyecek adımlar atması elbette önemlidir. Ama yalnızca devletin atacağı adımlar yetmez. Toplum olarak da birbirimize karşı vicdan borcumuz var.

Bir evin değeri elbette artabilir. Ama bir ev, bir insanın bütün ömrüne mal olmamalı.

Bugün belki yüksek kira isteyen kazanıyor gibi görünebilir. Ama yarın yaşanabilir şehirler kalmazsa, komşuluk kalmazsa, gençler umutlarını kaybederse bunun bedelini hep birlikte ödeyeceğiz.

Bu yüzden çağrım yalnızca yöneticilere değil, ev sahiplerine de…

Gelin, birbirimize biraz insaf gösterelim.

Çünkü hiçbir yatırım, bir insanın barınma hakkından daha değerli değildir. Hiçbir kazanç, bir ailenin huzurundan daha kıymetli olamaz.

Bugün vicdanla alınacak bir karar, yarın binlerce insanın duasına dönüşebilir. Ve belki de bu ülkenin en çok ihtiyaç duyduğu şey, tam da budur: Biraz adalet, biraz merhamet ve biraz insaf.