Siyasi olarak sürekli birbirini poh pohlayan bir kültür şehri hiç değil! Bir kentin ruhu, sokaklarından önce kaybolur
Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası’nın katkılarıyla düzenlenen TÜYAP 10. Kitap Fuarı’nda DOZ Yayınlarının standında yeni çıkan, “İsrail Kooperatifçiliği” adlı son kitabım ve önceki kitaplarımla ben de okuyucularımla buluşmak adına Diyarbakır’daydım.
Amed’de son yıllarda insanı düşündüren, hatta içten içe yaralayan tuhaf bir sosyolojik gerçeklikle karşı karşıyayız.
Bir şehir nasıl olur da aynı anda hem devrimci, demokrat , hem de bu kadar vahşi kapitalist olabilir?
On binlerce yoksulun, işsizin, geleceğe dair umudunu kaybetmiş gencin yaşadığı bir kentte bir tabak yemeğin 700 liraya, sıradan bir tostun 300 liraya satılması nasıl normalleşebilir?
Yıllarca eşitlik, adalet, özgürlük ve insanca yaşam uğruna büyük bedeller ödemiş bir şehir nasıl olur da bugün Türkiye’nin en pahalı kentlerinden biri haline gelir?
Bir evin 20-30 milyon liraya satılması, artık yalnızca bir emlak meselesi değildir. Bu, bir kentin kim tarafından ve kimler için yaşanabilir hale getirildiği sorusudur.
Amed’in meselesi yalnızca belediyelerin, siyasetin veya iktidarların meselesi değildir.
Amed’in meselesi Amed’de yaşayan herkesin meselesidir.
Çünkü şehir dediğimiz şey yalnızca beton, asfalt, bina ve tabelalardan oluşmaz. Şehir; insanların birbirine bakışıdır. Komşuluktur, dayanışmadır, sokaktır, esnaftır, gençtir, kadındır, çocuktur. Birbirimize duyduğumuz güvendir.
Ve bugün Amed’de insanın içini acıtan şeylerden biri de budur:
İnsanlar birbirlerinden uzaklaşıyor.
Dostluklar azalıyor.
İnsanlar içine kapanıyor.
Aileler parçalanıyor.
Boşanmalar artıyor.
Gençler gelecek kurmak yerine gelecekten kaçmanın yollarını arıyor.
İnsanlar aynı şehirde yaşarken birbirlerine giderek yabancılaşıyor.
Bütün bunların üzerinde ise pahalılaşan, tüketimi bir yaşam biçimine dönüştüren ve insanları sahip oldukları parayla ölçmeye başlayan yeni bir kent kültürü yükseliyor.
“Feodal gururlu burjuva” olmak mı?
Bazen Amed’de kendisini hâlâ devrimci demokrat muhalif, hatta toplumcu olarak tanımlayan insanların bile bu yeni düzene ne kadar kolay uyum sağladığını görüyorum.
“Benim param var, ben ödeyebilirim” demek meseleyi çözmüyor.
Çünkü mesele senin 700 liralık yemeği yiyebilmen değil.
Mesele, aynı masaya oturduğun insanın o yemeği yiyememesi.
Mesele, senin 20 milyonluk ev alabilmen değil.
Mesele, aynı şehirde yaşayan genç bir insanın kirayı bile ödeyememesi.
Mesele zengin olmak da değil. Mesele, zenginleşirken aynı kentin yoksulluğuna karşı duyarsızlaşmak.
O yüzden artık şu “feodal gururlu burjuva” havasından biraz olsun çıkmak gerekiyor.
İtiraz edin.
Karizmanız çizilmez.
Tam tersine, itiraz etmek Amed’in eski karizmasıdır.
Bir şehir kirliyse yalnızca sokaklar kirli değildir
Benim asıl üzüldüğüm başka bir şey daha var.
Sık sık gidip geldiğim Amed’de altyapı sorunları artık gözle görülür hale geliyor.
Su sorunu…
Elektrik sorunu…
Yol sorunu…
Temizlik sorunu…
Bunlar yalnızca teknik belediyecilik meseleleri değildir.
Bir şehir kir içinde bırakılıyorsa, bunun toplumsal bir karşılığı da vardır.
Çünkü insan yaşadığı yere nasıl bakıyorsa, biraz da kendisine öyle bakar.
Çok üzgünüm 😞
Bir kentin sokakları çöple, kaldırımları bakımsızlıkla, altyapısı sorunlarla doluyken; insanlardan yalnızca temiz, huzurlu ve mutlu olmalarını bekleyemezsiniz.
Sokak ortasında PAZAR
Toplum şehrin sahibidir.
Ama bugün Amed’de toplumun kendisini şehrin sahibi gibi hissedip hissetmediğini sormamız gerekiyor.
Çünkü mutsuz bir toplum vardır.
Huzursuz bir toplum vardır.
Gelecekle bağını koparmış gençler vardır.
Ve giderek daha fazla insan, insanca yaşama arzusunu bile kaderine havale etmiş gibidir.
Her şeyi kadere bırakmak
Belki de en tehlikelisi budur.
Bir zamanlar “Neden?” diye soran bir toplumun, bugün “Ne yapalım, kader böyle” demeye başlaması…OYSA KADER ELİNİZDE
Bu şehirde insanlar çok şey gördü.
Acılar gördü.
Yoksulluk gördü.
Göç gördü.
Şiddet gördü.
Kaybettiklerini gördü.
Ama bütün bunlara rağmen ayakta kaldı.
Çünkü Amed’in en büyük gücü yalnızca siyasi kimliği değildi.
Amed’in gücü itiraz etme kültürüydü.
Şimdi o itiraz kültürünün yerini tüketim, gösteriş, pahalı yaşam ve bireysel kurtuluş anlayışı almaya başlıyorsa, asıl tehlike burada.
Bir toplumun kimliği yalnızca dilini konuşmakla korunmaz.
Yaşadığı kentin nasıl bir kent olacağına itiraz ederek de korunur.
Amed kendi ruhuna yabancılaşmamalı
BU YAPAY ŞEKİL DEĞİŞİKLİĞİ , çok bariz ,
Amed’in bugün ihtiyacı daha fazla gösteriş değil.
Daha pahalı restoranlar değil.
Daha yüksek kiralar değil.
Daha büyük binalar değil.
İnsanların birbirine “Ne kadar paran var?” diye baktığı bir şehir hiç değil.
Amed’in ihtiyacı insanca yaşamdır.
Temiz sokaklar…
İş bulabilen gençler…
Gelecek kurabilen çocuklar…
Ulaşılabilir konutlar…
Adil bir ekonomi…
Temiz su…
Sağlıklı altyapı…
Düzenli ulaşım…
Kültürüne ve tarihine sahip çıkan bir kent…
Ve en önemlisi, insanın insana yeniden güvenmesi.
Çünkü şehirler yalnızca binalarla büyümez.
İnsanları umutluysa büyür.
Çocukları geleceğe inanıyorsa büyür.
Komşusu açken tok yatamıyorsa büyür.
Bir genç “Ben burada bir gelecek kurabilirim” diyebiliyorsa büyür.
Amed bu değil!
Ben bugün Amed’e baktığımda yalnızca pahalılaşan bir şehir görmüyorum.
Biraz da ruhunu kaybetme tehlikesi yaşayan bir şehir görüyorum.
Ve bu beni gerçekten üzüyor.
Çünkü uğruna büyük bedeller ödenen Amed’in, yalnızca tabelalarında ve sloganlarında değil, günlük hayatında da kendi değerlerini yaşatması gerektiğine inanıyorum.
Amed başka bir şehir olmalı.
Ama bu, geçmişten kopmuş; insanını yalnızlaştıran; yoksulunu görünmez kılan; zenginliğini gösterişe dönüştüren başka bir şehir olmamalı.
Diyarbakır başka bir Diyarbakır olmamalı.
Amed, kendi ruhuna yabancılaşmamalı.
Bir kentin kimliği yalnızca geçmişte yaşadığı acılarla değil, bugün insanına nasıl yaşattığı hayatla da ölçülür.
O yüzden bugün Amed’e sormamız gereken soru şudur:
Biz nasıl bir şehir istiyoruz?
Parası olanın rahat, olmayanın görünmez olduğu bir şehir mi?
Yoksa herkesin kendisini değerli hissettiği, gençlerinin geleceğe umutla baktığı, sokaklarının temiz, suyunun akan, yollarının düzgün olduğu, insanlarının birbirine yabancılaşmadığı bir şehir mi?
Ben ikincisini istiyorum.
Çünkü benim bildiğim Amed;
pahalı restoranlardan, milyonluk evlerden ve gösterişli yaşamdan ibaret değildi.
Benim bildiğim Amed,
itiraz eden, paylaşan, dayanışan, başkasının acısını kendi acısı bilen bir Amed’di.
Ve hâlâ inanıyorum:
Amed bu değil.
En azından uğruna bedel ödenen Amed bu değil.
Amed yeniden kendi ruhunu bulmalı
Diyarbakır ismini sevdiğim için ara , ara kullandım..