Yoğun kar yağışı altında büyükşehirdeki evine gitmeye hazırlanıyordu. Çünkü bu kış burada kalmanın koşulları gittikçe ağırlaşıyordu. Uzun yıllar yağmayan kar, esmeyen fırtına, görülmeyen buzlanma, herkes gibi onu da bu kış hazırlıksız yakalamıştı. Kışı büyük şehirde, sıcak evinde geçirmek daha mantıklıydı.
Otogar işlevi gören ilçe kıraathanesi içinde, kendisi gibi şehre gitmek için yolların açılmasını bekleyenler vardı. Onların içinde dalgın ve üzgün biri dikkatini çekmişti. Yakın zamanda buradan tayininin çıktığını duymuştu. Bu soğuk havada mutsuzluğunun nedeni elbette buradan ayrılıyor olmasıydı. Oysa buraya çok isteyerek gelmişti.
O, yoksul aile çocuğu olup doğrularını öğretmek isteyen bir eğitmen, herkese anadilinde sağlık hizmeti vermeye çalışan bir doktor, şehircilik bilgisini kendi hemşerilerine sunmaya çalışan bir mühendis, halkını savunmaya çalışan bir avukat ya da başka meslekten, memleketine hizmet için gelen gönüllülerdenbiriydi. Bakışlarında kendisine sorduğu soruları okuyabiliyordu.
Kaç kişi onun gibi memleketinde çalışabilmişti?
Halkına hizmet ne anlama gelmekteydi?
Bunun ölçüsü neydi?
Bunun için hangi kararlaşma süreçlerinden geçiliyordu?
Hizmet edilen halk hizmet edene ne kadar değer veriyordu?
Ve onu ne kadar koruyordu?
Memleketin herhangi bir fakültesinden mezun olan biri neden memleketi yerine uzaklar da çalışmayı tercih ediyordu?
Modern ülkeler kendileri için çalışacak meslek sahibi kişilerden, memleketlerinde çalıştıkları döneme dair ‘iyi hal belgesi’ istiyordu. Onlar memleketinde çalışmayı önemsiyorken, neden burada yok sayılıyordu? Yolun açılmasını bekledikleri küçük otogar ofisinde tayincinin gözlerinde bu soruları okuyordu. Kendisi onun gibi çalışırken değil, emekli olduktan sonra gelmişti. Bu yüzden gelişi farklıydı. Ama yanıtlayamadığı sorular kendisinin de yanıtını aradığı sorulardı. Belki kendisi de bir ayrılığa hazırlanıyordu. Belki de kara kış bahaneydi, bir daha buraya geri dönmeyecekti. Böylece onu memleketinden kovmaya çalışan, bunun için her şeyi yapan komşuları kazanmış olacaktı.
Hem neden memleket diyordu?
Konuşmak zorunda olduğu resmiyet dilinde doğduğu ve şimdi yasadığı topraklar memleket, coğrafya, yurt, ülke, vatan diye, her biri soldan sağa ideolojik bakışa göre tanımlanıyordu. Belki yaşadıklarından sonra ona en yakın tanım ‘memleket’ olmuştu. Belki de yaşadıkları onu geriye doğru dil değişimine zorluyordu. Memleketine gelmeden önce, her gurbetçi gibibüyük bir özlem duygusuna sahipti. Her akşam uykuya doğduğu köyün manzaraları ve anıları ile dalardı. Köye dönüp ev yapmak, ağaç ekmek, doğada yaşamak, birçokları gibi en büyük hasretiydi. En azından emekli olduktan sonra oraya yerleşecekti.
Öyle de oldu. İlk fırsatta köye döndü. Babasının arazisinde ev yapmaya başladı. Sadece ev değil, bakımsız, yer yer çalılığa dönmüş çorak araziyi yeşillendirmeye başladı. Boşa akan su kaynaklarını, toprağa uygun ağaçlar için kullandı.
Bunları yaparken köylülerinin memnuniyetsizliğini görüyor ve hissediyordu. Bir fırtına koptu kopacak gibiydi. Ama hiç birinden birkötülük geleceğini asla beklemiyordu. Her şey fikirde kalır, icraata geçmez diye düşünüyordu.
Bir gün hiç beklemediği bir şey oldu. Evine memurlar geldi.
‘ Ormanlık araziyi işgal etmişsin. Üzerinde ev yapmışsın. Havuz yapmışsın.’ diye suçlanıyordu. ‘ Ne işgali! Burası dedemlerden bana kalmıştır. Dünya alem bunu bilir. Eski kütüklerde yazılıdır. Bakınız eski evin harabesi duruyor. Hem burada seyrek çalılar içinde bodur ağaçlardan başka bir şey yok. Yıllar önce burada ki bodur orman yakılmış. Sonra defalarca yeniden yeşeren ağaçlar daha fidanken kesilmiş. Çalılar dışında burada ne var? Burası nasıl orman olur? Buranın yeşil olmasını da ben sağladım. Uydu fotoğraflarından yıllar içinde bu anlamda ki değişimini görebilirsiniz. ‘‘ Kadastro gelmiş burayı orman yapmış. Kimse itiraz etmemiş.’
Kadastronun geldiği yıllar kendi gibi köylülerinbir kısmının evlerini boşaltmak zorunda aldığı, büyük kentlerin yolunu tuttuğu, buranın virane olduğu yıllardı.
‘ Bunu bilmiyordum. Ama etrafta yeni yapılan birçok ev var.’‘ Hakkınızda çokça şikâyet var. Mecburen resmi işlem yapmak zorundayız.’
Şimdi onu şikâyet edenler burada kalanlardı. Ve buraların ormanlık araziye çevrilmesine itiraz etmemişlerdi. Zaten onlar bu arazileri diledikleri gibi kullanıyordu. Böylece mahkeme kapılarına gitme günleri başlıyordu. Ancak onu şikayet edenler mahkemenin yavaş işlediğini görüyordu. Devletin kendisine verdiği cezalar da onları tatmin etmiyordu. Çünkü onlar buradan kesin olarak gitmesini istiyorlardı. Bunu için açıkça saldırmaktan dahi çekinmiyorlardı.Ektiği fidanlar kesiliyor, arazi çeperi deliniyor, teller sökülüyor, küçükbaş hayvan salınıyor, bahçesi zarar görüyordu.
Onlarla kıyasıya didişirken köy arazisi ve civarına madenciler dadandı. Madenciler için buranın orman arazisi olmanın hiçbir önemi ve de hiçbir sakıncası yoktu. Onun köye gelişini kabul etmeyen, terk etmesi için her şey yapan köylüler, gelen madencilere daha farklı yaklaştılar. Onlara tepki göstermediler. Hatta ikili anlaşmalar bile yaptılar. Buraya madencilere karşı eylem yapan çevrecilere köyde bir tek kendisi destek oldu.
Köylüleri için, ata toprağına dönen kendisi, burayı çıkarları için gelen madencilerden daha tehlikeliydi. Yine de onlara tehlikeyi mutlaka anlatmalıydı. Dayanamayıp birlikte oturduklarımekâna gitti. Onlara,
‘Bakın beni sevmeyebilirsiniz. Buradan kovabilirsiniz. Gider yine büyük şehirde yasarım. Mesele ben değilim. Ama bunlar benim gibi buraya gelmediler. Ve benim gibi deçekip gitmezler. Maden çıkaracaklar. Bunun için her yeri dinamitleyip, büyük makinalarla kazıp, darmadağın edecekler. Kendi toprağınızda dumandan, madenden, isten zehirleneceksiniz. Suyunuzu alacaklar. Ve zehirleyerek geriş verecekler. Burası sonra çölleşecek. Kimse yaşayamayacak. ‘ diye ses tellerini zorlayarak seslendi. Kimsede çıt çıkmayınca ayrılmak zorunda kaldı. Ama onlara durumu anlatmaktan vazgeçmeyecekti.
Hala kar yağıyordu. Tayinci ve kendisi dışında kimse kalmamıştı. Herkes yolun açılacağından umudu kesip evine geri dönmüştü.
Tayinciye bakıp gülümsedi.
“Sen tayin ile buradan gidebilirsin. Ama ben hiçbir yere gidemem. Çünkü bir defa toprağakazma vurdum. Toprağı derinden hissettim. Çünkü bir defa çamurlu ellerimle fidan ektim. Çünkü bir defa ciğerlerime buranın havasını saldım. Artık bir kavganın içindeyim. Sen gidebilirsin, ama ben gidemem. Sorularının yanıtını da almış oldun.”diyerekkar altında evine doğru gerisin geri yolaldı.
Şimdi soba yakmanın tam zamanıydı.