Kadın: Kanla, Sütle ve Hafızayla Ayakta Kalan Halk
Kadın…
İçinde yalnızca bir can değil, bir halk taşır.
Kan taşır.
Süt taşır.
Acı taşır.
Bir coğrafyanın suskun tarihini taşır.
Belki de bu yüzden kadın, insanlığın ilk tanrısıydı. Çünkü erkek savaşı öğrendiğinde, kadın hâlâ yaşamı koruyordu. Erkek yıkmayı kutsarken, kadın yaraları sarıyordu. Ve güneş doğmadan önce uyanan hep oydu; tandırı yakan, çocuğun üstünü örten, yas tutarken bile sofrayı hazırlayan…
Ortadoğu’da kadın olmak, yalnızca kadın olmak değildir. Bir halkın bütün acılarının bedeninde toplanmasıdır. Kürt kadını bunu en ağır biçimde yaşadı. Dağ köylerinde yakılan evlerin dumanı önce onun saçına sindi. Faili meçhul cinayetlerde kapı önünde bekleyen hep oydu.
Gözaltında kaybolan oğlunun kemiğini isteyen, morg kapılarında bayılan, mezarsız ölülerin ardından ağıt yakan oydu. Bazı anneler vardı…Yıllarca devlete yalnızca şunu söylediler:
“Bari kemiğini verin…”
Bir annenin dünyadaki en büyük isteğinin çocuğunun kemiğine ulaşmak olması, insanlık için utançtır. Ama Kürt toplumu bunu yaşadı. Hem de dünyanın gözleri önünde yaşadı.
Kadınlar köy boşaltmalarında sürgün oldu.
Göç yollarında çocuk doğurdu.
Çadır kentlerde yaşlandı.
Yoksullukta ekmek yaptı, savaşta cenaze taşıdı.
Ama hiçbir zaman yalnızca mağdur olmadı; direnen de oydu. Çünkü Kürt kadını yalnızca ağlamayı değil, ayakta kalmayı da öğrendi. Bir elinde yas, diğer elinde yaşam taşıdı. Fakat yirmi birinci yüzyıla gelindiğinde bile korkuları bitmedi.
Sevmekten korkuyor kadın…Çünkü sevdiği adamın bir gün onu öldürebileceğini biliyor. Çocuk doğurmaktan korkuyor…Çünkü bu coğrafyada annelik bile bazen mezar hazırlamaktır. Kapının çalınmasından korkuyor. Telefonun gece çalmasından korkuyor.
Bir gün adının bir haber bülteninde “şüpheli ölüm” diye geçmesinden korkuyor. Bugün Ortadoğu’da birçok kadın, daha doğarken suçlu ilan edilmiş gibi yaşıyor.Kimi töreyle, kimi savaşla, kimi devletle, kimi erkek şiddetiyle mücadele ediyor. Ve buna rağmen sabah ilk uyanan yine kadın oluyor. Çünkü dünya hâlâ kadınların omzunda dönüyor.
Kürt toplumunun hafızasında kadın; yalnızca anne değildir. Kadın bazen sürgündür. Bazen faili meçhul bir dosyanın sessiz tanığıdır. Bazen beyaz tülbentli bir Cumartesi annesidir. Bazen sırtında odun taşıyan yoksul bir köylü…Bazen de bütün bir halkın susmayan vicdanıdır.
Belki de bu yüzden Kürt kadınlarının gözlerinde derin bir yorgunluk vardır. Ama aynı zamanda tarif edilmez bir direnç…
Çünkü onlar çok şey kaybetti.
Ama insan kalmayı kaybetmediler.
Ve bir gün bu coğrafyada barış olacaksa, onu savaş meydanlarında kazanan erkekler değil; mezarsız çocuklarına rağmen yaşamı savunmaya devam eden kadınlar kuracak.