Dünyayı kadınlara verelim… Hiç değilse bir günlüğüne.
Belki o gün insanlık kendini yeniden tartar;
gücün, iktidarın ve savaşın kirlettiği aynaya bakar.
Çünkü kadın yalnızca bir beden değildir.
Kadın; hayatın sabrı, acının hafızası ve direncin adıdır.
Ama bazı kadınların yükü daha ağırdır.
Bu dünyanın en ağır yüklerinden birini Kürt kadını taşır.
Kürt kadını; (Rojava , Rojhılat, Başur’da)
yakılan köylerin dumanını saçlarında taşıyan,
sürgün yollarında çocuklarını büyüten,
mezarsız ölülerin yasını tutan,
ama yine de yaşamdan vazgeçmeyen kadındır.
O çoğu zaman bir annedir;
oğlunu dağlarda, zindanlarda ya da savaşlarda kaybetmiş.
O çoğu zaman bir emekçidir;
fabrikalarda alın teri dökerken
kimi zaman o demir çarkların arasında
adı bile duyulmadan hayatını kaybeden…
Bu kadınlar yalnızca acı çekmedi.
Aynı zamanda direndi.
Çünkü Kürt kadını çok iyi bilir:
Özgürlük yalnızca bir slogan değildir,
insan olmanın en temel hakkıdır.
Bugün dünyada “kadın özgürlüğü” tartışmaları yapılırken
çoğu zaman özgürlük yalnızca bedensel serbestlik üzerinden anlatılıyor.
Kadının istediği gibi giyinmesi,
bedeni üzerinde söz sahibi olması elbette bir haktır.
Ama özgürlüğü yalnızca bununla sınırlamak
kadının gerçek varlığını küçültmektir.
Kadın sadece bir beden değildir.
Kadın;
düşünen bir akıl,
üretilen bir emek,
direnen bir irade
ve kuran bir ruhtur.
Kürt kadınının mücadelesi bize bunu hatırlatır.
Onun özgürlüğü yalnızca bedenine dair değildir.
Onun özgürlüğü;
Dilinin yasak olmadığı bir hayat,
kimliğinin inkâr edilmediği bir dünya,
çocuklarının ölmediği bir gelecek,
emeğinin sömürülmediği bir düzen demektir.
Bu yüzden Kürt kadınının mücadelesi
bedensel bir serbestlik tartışmasından çok daha derindir.
O;
hem patriyarkanın kadını daraltan kalıplarına,
hem de halkını yok sayan baskılara karşı
aynı anda direnmiştir.
Bu direniş bir ideoloji değil,
bir hayat gerçeğidir.
İşte bu yüzden dünyayı kadınlara verelim.
Hiç değilse bir günlüğüne.
Belki o gün
iktidarın dili değişir.
Belki savaş yerine merhamet konuşur.
Belki fabrikalar ölüm değil hayat üretir.
Belki doğa talan edilmez.
Belki çocuklar ölmez.
Ve belki insanlık o gün şunu anlar:
Kadın dünyayı yönetirse
iktidar için değil,
yaşam için yönetir.
Ey adamlar…
Bir günlüğüne olsun
bırakalım dünyayı kadınların ellerine.
Belki o gün
yeryüzü ilk kez
bir annenin kalbi kadar adil olur.
Ve belki o gün
yüzyıllardır acı taşıyan Kürt kadınının sesi
nihayet hak ettiği gibi duyulur.
Çünkü özgür bir kadın
yalnız kendini değil,
insanlığın geleceğini de özgürleştirir.