Günaydın Türkiye. Günaydın sevgili okurlarım. Bir Hastane Odasında Düşünceler

Bu satırları, hastane odasında yattığım şu zorlayıcı günlerde yazıyorum. Vücudumun bir kısmı hastalıkla mücadele ederken, zihnimin bir kısmı da Orta Doğu'nun karmaşık, ancak bir o kadar da anlamlı bir parçası olan İran’daki olaylarla meşgul. Belki de her iki dünyadaki acılar ve mücadeleler arasında bir paralellik kurmak, bu yazıyı daha anlamlı hale getirecektir.

İran… Bu topraklarda yaşananlar, geçmişin derinlerinden günümüze kadar uzanan bir direnişin, haksızlık karşısında susmayan bir halkın ve bir türlü sona ermeyen bir özgürlük mücadelesinin öyküsüdür. İran halkının yaşadığı toplumsal ve politik çalkantılar, yalnızca bu bölgeyle sınırlı kalmayıp, tüm dünyayı etkileyen bir etkiye sahiptir. Bu satırları yazarken, hastanede hasta yatağımda yorgun ama düşünceli bir şekilde, Tahran’ın sokaklarında yankı bulan sesleri düşünüyorum.

Geçtiğimiz yıllarda, İran'da kadınların başörtüsüne karşı verdiği mücadele ve kadın hakları konusunda yaşanan büyük direniş, tüm dünyanın dikkatini bu ülkenin üzerine çekti. 2022'nin Eylül ayında, Mahsa Amini'nin ölümünün ardından başlayan protestolar, adeta bir dönüm noktasına işaret etti. Kadınların, gençlerin ve halkın sokaklara dökülüp sistemle karşı karşıya gelmesi, İran'daki rejimin halk üzerindeki baskılarının sınırlarını aşmasına neden oldu. Mahsa Amini'nin ölümünün arkasındaki sebep, toplumsal adaletin sadece bir örneği haline geldi.

İran hükümetinin bu olaylara nasıl tepki verdiği ise oldukça trajikti. Protestoların üzerine gelen kanlı müdahaleler, binlerce tutuklama, kaybolan insanlar ve işkenceler… Yine de, tüm bu zulme rağmen, İran halkı yılmadı. Direnişin gücü, sokaklarda, hastanelerde, cezaevlerinde yankılandı. Dünya, bu halkın bir özgürlük için verdiği mücadeleye tanıklık etti. Zira, İran'daki bu protestolar sadece bir kadının ölümüne tepki değil, aynı zamanda yıllardır süregelen bir baskı rejimine karşı toplumsal bir başkaldırıydı.

Ama tüm bu olayların ışığında, bir köşe yazarı olarak bir soru daha var kafamda: İran’ın geleceği ne olacak? Bu sorunun cevabını verirken, hastane odasında yatarken bile bir umut ışığı arıyorum. Çünkü İran halkı, tıpkı diğer halklar gibi, özgürlük, eşitlik ve adalet isteyen, buna inanmış bir halktır. Ancak İran’daki rejim, yıllardır halkın bu taleplerini bastırmaya çalıştı. Zorbalık, dini baskılar ve devrimci söylemler arasındaki gerilim, halkın gönlündeki bu büyük değişim arzusunu daha da güçlendirdi.

İran’daki toplumsal hareketin geleceği, dış güçlerin etkisiyle şekillenmeyecek. Bu mücadele, sadece bir halkın ve özellikle de kadınların mücadelesi olarak tarihe geçecek. İran halkı, tüm baskılara rağmen “Sesimizi duyun” demeye devam ediyor.

Öte yandan, hastane odasında düşündükçe, bu direnişin ne kadar kritik bir eşik olduğunu da fark ediyorum. Sadece İran’ı değil, tüm Orta Doğu’yu etkileyecek bir dalga bu. Hükümetler, rejimler, dünya liderleri… Belki de bu direniş, bir halkın elinden alınan özgürlüğün ve umudun nasıl geri alınabileceğinin tarihsel bir dersi olacak.

Hastanedeki yalnızlığımda düşündüğümde, bir yandan kendi acım ve yaralarımla meşgulken, İran halkının mücadeleleri beni başka bir şekilde etkiliyor. İnsan, acı çekerken bile cesaret bulabilir mi? Belki de bulabilir. İran'daki direniş, bana, tüm zorlukların üstesinden gelmek için mücadele etmenin ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyor.

Herkesin göremediği ama her şeyin aslında çok daha derinlerinde olan bir şey var: Umut. İran'daki bu direnişin bir gün zaferle sonuçlanacağını ve adaletin kazanacağını umuyorum. Çünkü insanlık, adalet ve özgürlük gibi temel haklardan asla vazgeçmemeli. Ve tıpkı hastanedeki iyileşme sürecim gibi, tüm bu acılar bir gün sona erdiğinde, özgürlüğün ve eşitliğin aydınlık yüzü daha parlak olacak.

&

İranlı muhalif bir kadın, ABD ve İsrail’in ülkelerine saldırmasına ilişkin, sorulan soruya;

“Bu aile meselesi. Sen ailene kızınca yabancıların onları vurmasını ister misin?”

Sorusuyla tepki gösteriyor.

İşte ırkı, dili, dini, meshebi ne olursa olsun; kadın her yerde ve her zaman kadındır.

Seni alkışlıyorum kardeşim.

İyi bir hafta geçirmeniz dileğiyle.

Dostça kalın.