Bazı vedalar sessiz olur ama içi gürültüyle doludur. Bazıları bir cümleye sığdırılır ama yılların birikimini taşır. Benimki de böyle bir veda…

On yılı aşkın bir süre boyunca bu sütunlarda sizlerle buluştum. Beklentisiz, hesapsız, kitapsız, karşılıksız…
İnandığım şeyleri yazmak, doğru bildiğimi söylemek ve ülkenin meselelerine kendi penceremden ışık tutmak için kalemi aldım. Yazdım; çünkü yazmak her şeyin ötesinde bir sorumluluktur.
Bu süre zarfında ne maddi bir beklenti ne de bu eksende hesabım oldu. Zaten kalem erbabı tüccar değil, hiçbir zaman da olmamalı... Bu iş sevdayla ilgili, aşkla ilgilidir. Cengiz Aytmatov’un “Kırmızı Eşarp” isimli eserinden Atıf Yılmaz’ın uyarladığı “Selvi Boylum, Al Yazmalım” filminden Asya’nın repliği geldi aklıma; "Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu, sevgi emekti". Gazetecilik mesleği de her şeyin ötesinde sevgidir ama aynı zamanda emektir, sahiplenmedir, saygıdır, sadakattir…
Geçtiğimiz günlerde aldığım bir telefonla, yıllardan beridir sizlerle buluştuğum bu sütuna veda etmem gerektiğini anladım. Kısa, net ve profesyonel cümlelerle… Profesyonellik iyidir ama bizim gibi 68 kuşağından süzülüp gelenler için eski tarz incelik ve nezaket her zaman baş tacıdır.
On yılı aşkın emeği kısa bir telefon görüşmesine sığdırmak kolaydır ama o süreçteki düşünsel boğuşmaları, kaygıları ve sorumluluk hissini dar bir kapsama indirgemek kolay değil. Biz 68 dalgasında barış, kardeşlik, savaş karşıtlığı, sevgi ve nezaketle biçimlendik. O yüzden yeni dönem profesyonelliğine alışamadım bir türlü. Yeni yolda eski ayakkabılarla yürüyorum belki de. Sorun yolda mı, ayakkabıda mı çok kestiremiyorum. “Dönemim ruhu” denilen güzel bir kavram var. Bir sığınak olması da mümkündür.
Güzel bir Yahya Kemal şiiridir;
Artık demir almak günü gelmişse zamandan
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol
Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.
Sanırım yeni dönem profesyonellik gidenin arkasından ne mendil, ne de bir kol sallanmasını içermiyor. Elbette ki bu veda kalemimi susturacak kadar büyük değil. Anton Çehov “Duvara asılı tüfek patlar” der. Ben de kalemi duvara asarım, zamanı geldiğinde patlasın diye.
Hoşça kalın dostlarım
----------------------------------
Teşekkürler…

Güneydoğu Ekspres’e on yıl boyunca yazılarıyla renk katan değerli yazar Recep Yılmaz, sorumlulukla ülkenin meselelerini kendi köşesinde doğru bildiğini okuyucuya ulaştırdı. Kendisinin de belirttiği gibi yazmak her şeyin ötesinde bir sorumluluktur. Bu sorumluluğu yeterince yerine getirdi.
Hayatta her yolculuğun bir başlangıcı olduğu gibi, bazen bir vedası da olur. Hayatımızın her alanında mutlaka bir vedalaşma vardır. Vedalaşmak, bir hikâyenin sonu gibi görünse de aslında yeni başlangıçlarında habercisidir.
Aynı zamanda dostlukların, paylaşımların ve anıların bir parçasıdır.
Kalemiyle güç veren, doğru bildiğini sakınmayan değerli Recep Yılmaz’a başarılar diler…
Yolun açık olsun…
Güneydoğu Ekspres