Şehrin tarihi ve kültürel miras kodlarının hissedilir olduğu mekânlar “turist istiyorun” ötesinde, aynı zamanda şehrin hemşehrilerinin şehirleriyle gurur duyacakları bir yönetsel becerisine de ziyadesiyle ihtiyaç var.
Yazılarımı okuyup takip edenler farkında olmalı 2-6 ve 13 Haziran dahil olmak üzere bugün 16 Haziran itibariyle güneydoğu ekspres ve bianet’de aynı mevzu üzerine dördüncü yazım yayınlanmış olacak.
Niye bu kadar “ısrar” sorusu sorulabilir tabii ki! Hemen cevaplayayım. İnsan yaşadığı yeri bütün zamanların imbiğinden süzerek kendine yakıştırmalı. Yakışmadığı için ilgilisine iletmenin yoludur yazmak ve konuşmak…
12 Haziran Cuma günü Diyarbakır Büyükşehir ve Sur Belediye EşBaşkanları sadece Sur’daki işgaller ve işgallere karşı son bir kaç gündü sürdürülen çalışmalar üzerine bir sohbet buluşması düzenlediler.
Buluşmaya ben de davetliydim ve katıldım. Benim gibi surdaki işgaller ve işgallere karşı ilgi eksikliğine yazı ya da haberleriyle tavır geliştiren sınırlı sayıda gazeteci, yazar ve kimi stk temsilcileri de tarihi Cemilpaşa konağı kent müzesinin avlusundaki asırlık ağacın gölgesindeki buluşmada vardı.
Konuşmayı Büyükşehir Belediyesi eşbaşkanı Serra Bucak yaptı. İfade etmeliyim ki iki buçuk yıldır görevde olmalarına rağmen ilk kez bu denli KARARLI bir müdahillik gösterileceği ve bundan da geri adım atılmayacağı taahhüdünü duymuş oldum.
Bu tam da kendi adıma seçilmiş bir yerel yöneticiden duymayı özlediğim bir çıkıştı. Kendi kendime demek ki artık “bıçak, kemiğe dayanmış” olmalı dedim.
Başkan, Surun tümüyle araç trafiğine kapatılacağından tutun, hiç bir hal ve şart altında yayaların hakkı olan kaldırımı ne işyeri sahiplerinin ne de seyyar satıcıların artık işgal edemeyeceklerinin altını çiziyordu.
Bununla yetinmeyip detay da veriyordu. Adeta nokta atışı da yaparak. Hangi cadde, hangi meydan, hangi sokak başında ne yapılacaklarını da ifade ederek.
Büyükşehir belediyesi koordinasyonunda Sur’un zabıtalarının da dahliyle sabahın altısından gecenin 24’üne kadar 100’ün üzerinde zabıtanın sürekli görevde olduğunu / olacağını anlattı.
Ayrıca Serra Bucak insan onurunu zedelememeyi esas alan “ikna ve anlayış”la süreci yürütmek istediklerini de söyledi. Bu çalışmanın kolektif bir iş olduğu kaldırımları kullanma hakkının satıcılarca gasbının ciddi bir hak ihlali olduğunun da altını çizdi. Ve en önemlisi de Sur’un Kadim şehir kimliği üzerinden Sur’a “Bütünlüklü bakmak” gerektiğini ifade etti.
Şimdi birileri çıkıp şunları diyebilir belki: Memleketin en önemli sorunu bu mu? Doğrudur, değil belki! Ciddi bir trafik sorunu da var şehirde! Nitekim gün geçmiyor ki metro ya da hafif raylı sistem mevzuu gündeme gelmemiş olsun. Ekoloji, daha çok yeşil alan, istihdam ve bir çok beklenti…
Ama şu var ki Diyarbakır gibi tarihi ve kültürel miras eserlerinin çok sayıda açık alan teşhiri ile gündemde olan şehirler yoğun turizm potansiyeli taşırlar / taşıyorlar. Gastronomisi ve turlarıyla geçtiğimiz yıl 1 milyon 400 bin turist ilgisine mazhar olan şehir bu yıl çok daha konukla hemhal olacağa benzer.
Ayrıca bir şehrin tarihi ve kültürel miras kodlarının hissedilir olduğu mekânlar “turist istiyorun” ötesinde aynı zamanda şehrin hemşehrilerinin şehirleriyle gurur duyacakları bir yönetsel becerisine de ziyadesiyle ihtiyaç var.
Bir söz var, aslında demeye de dilim varmıyor ama şöyle; “Sütten ağzı yanan ayranı üfleyerek içer”miş!
Tekerlerine çomak sokulan seyyarlar ve kimi işyeri sahipleri denetimin aksayacağı günleri heyecanla bekliyor.
Benim bu kararlı duruş ifadelerinden sonra o rantiyeyi toplum için değil de sadece kendileri için bekleyip zorlayıp ısrar edenlerin hiç umutlanmamaları ve daha çok bekleyecekleri yönünde diyeyim…