1932'de kent hava alsın diye Diyarbakır surlarının dinamitle yıkılmasına karşı çıkan Fransız arkeolog Albert Louis Gabriel, yazdığı raporla yıkımı durdurmuştu. 2015’te surlar UNESCO Dünya Mirası listesine girdi. Bu kentin Gabriel’e vefa borcu var. ‘Surları yaşatmak’…
Sosyal medyaya bir fotoğraf düşüyor elinde çekiç ve tornavida. İnce bir iş yaptığı belli. Ama İşin aslını bilmiyorken, Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Serra Bucak Küçük’ten, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Sur burçlarında kiralama yapılan şirketlerin elektrik tesisatı çekmek amacıyla uygulama yürüttüklerini tespit ettikleri açıklaması geldi. Ayrıca, bazı işletmelerin iş yeri açma ve çalışma ruhsatlarının bulunmadığının tespit edildiğini söylüyor. Mevzuata göre de Röleve ve Anıtlar Müdürlüğünün denetimindeymiş. Ses yok. Aslında bundan da anlaşılıyor ki bir yetki karmaşası var. Denetim yok, Ortak akıl yok. Bananecilik var.
Diyarbakır’a 2016 ve 2019 yıllarında kayyum atandı. Yetkilerle donatılan kayyum bu kentin sahiplerini, ortak aklını hiçe saydı. Halkın iradesi yerel yönetime geldi kayyum gitti arkasından yıkım bırakarak. O yıkımlardan biride 2015 yılından beri devam eden surlarla ilgili yetkisizleştirme ve yetki karmaşası politikası halen sürmekte. Oysa, ortak akıl, asıl bu kentin sahipleridir. Yerel yönetimler, sivil toplum örgütleri, dernekler, odalar, sanayiciler vs. Tarihi mirası üstlenmek sadece Kültür ve Turizm Bakanlığı, Röleve Anıtlar müdürlüğünün görevi olmamalı. Yetki ve sorumluluk halkın iradesiyle gelen yerel yönetimlere de verilmeli. Devredilmeli ki bu kentte yaşayanlarında söz söyleme hakkın olsun. Dünyanın ortak mirasına ortak akıl gerekir.