Hoş geldin bahar…
Ama bu bahar, herkes için aynı anlamı taşımaz.
Kimi için çiçeklerin açmasıdır;
kimi için ise küllerinden yeniden doğmanın adıdır…
Newroz, Kürt halkının hafızasında yalnızca bir mevsim dönüşü değil, bir varoluş çığlığıdır.
Tarihin derinliklerinden bugüne taşınan o ateş, sadece doğayı değil; inkârı, yasakları ve zulmü de yakmak için harlanır.
Bu topraklarda Kürt olmak, çoğu zaman sadece bir kimlik değil; bir direniş biçimi olmuştur.
Dilini fısıldayarak konuşmak zorunda kalmak,
adını saklamak, türkünü yarım söylemek…
Ve buna rağmen vazgeçmemek—işte Newroz’un gerçek ruhu burada saklıdır.
Rivayet edilir ki Kawa, zalime karşı çekicini kaldırdığında, yalnızca bir kralı değil; korkuyu da devirmişti.
O gün yakılan ateş, bugün hâlâ yanıyorsa,
bu bir efsanenin değil, bir halkın inatçı hafızasının eseridir.
Newroz, Kürtler için bir bayramdan öte;
“ben varım” deme iradesidir.
Yok sayılan bir kimliğin, küller arasından doğrulup kendi adını yeniden haykırmasıdır.
Bu yüzden Newroz ateşi, yalnızca baharı karşılamak için yakılmaz.
O ateş; bastırılmış bir dilin, inkâr edilmiş bir tarihin, ertelenmiş bir geleceğin alevidir.
Her yıl yeniden yakılan o ateş, şunu fısıldar: Bir halk, ne kadar bastırılırsa bastırılsın, kendi kimliğini aramaktan asla vazgeçmez.
Bugün Newroz,
Kürt halkının ulusal taleplerinin, onurlu bir varoluş arayışının, kendi diliyle, kendi kültürüyle özgürce yaşama isteğinin en yalın ve en güçlü ifadesidir.
Ve belki de en çok bu yüzden,
Newroz bir gün değil, bir hafızadır…
Bir direniştir…
Bir varoluş hikâyesidir…
Newroz pîroz be…