İyiliğin bize geri dönmesi gerekmiyor. Yeter ki bizden geçerek başka bir insanın hayatına dokunsun. Çünkü kötülüğü azaltmanın yolu, iyiliği çoğaltmaktan geçiyor.
İnsanlık, kötülükle mücadele etmek için yüzyıllardır farklı yollar deniyor. Yasalar çıkarıyor, cezalar veriyor, suçları tanımlıyor, haksızlıkları mahkûm ediyor. Bütün bunlar gerekli. Ancak kötülüğün yalnızca sonuçlarıyla mücadele etmek, onun yeniden ortaya çıkmasını her zaman engelleyemiyor.
Öyleyse başka bir soruyu sormak gerekiyor: Kötülüğün karşısında durmak kadar, iyiliğin yaşayabileceği bir dünya kurmaya ne kadar önem veriyoruz?
Çünkü bir bataklıkta yalnızca sivrisineklerle mücadele ederek sorunu bütünüyle çözemezsiniz. Bataklığı besleyen koşulları da değiştirmek gerekir.
Toplumsal hayat için de benzer bir durum söz konusu. Bencilliğin, duyarsızlığın, adaletsizliğin ve başkasının acısına kayıtsız kalmanın sıradanlaştığı bir ortamda kötülükle mücadele etmek zorlaşır. Buna karşılık dayanışmanın, merhametin, adaletin ve karşılıksız iyiliğin güçlendiği bir toplumda kötülüğün hareket alanı daralabilir.
Bataklığı kurutmanın yollarından biri, iyiliğin kök salabileceği bir yaşam alanı oluşturmaktır.
İyilik bir alışveriş değil, bir değerdir. Birine iyilik yaptığımızda çoğu zaman görünür bir sonuç bekleriz. Teşekkür edilmesini, hatırlanmayı veya en azından yapılanın kıymetinin bilinmesini isteriz. Bunlar insani duygulardır. Ancak iyiliğin gerçek değerini belirleyen şey, karşılığında ne aldığımız değildir.
Asıl mesele, yaptığımız iyiliğin başka bir insanın hayatında neye dönüştüğüdür. Zor durumda olan birine el uzatırsınız. Belki onun bir ihtiyacını karşılarsınız, belki yalnızlığını paylaşırsınız, belki de kimsenin inanmadığı bir anda ona güvendiğinizi gösterirsiniz.
Yıllar sonra o insan, kendisiyle benzer bir durumda bulunan başka biriyle karşılaşır. Sizin yaptığınızı hatırlar ve o da elini uzatır. İşte iyilik, o zaman iki insan arasındaki bir davranış olmaktan çıkar.
Sizden çıkar, başka bir insana ulaşır; oradan bir başkasına geçer. İyiliği ilk yapan kişi belki unutulur ama iyiliğin kendisi yaşamaya devam eder. Bu nedenle iyilik, karşılığını alacağımız bir alışveriş değil, insanlığa bırakabileceğimiz değerli bir mirastır.
İYİLİK HABİTATI: BİR TOPLUM NASIL DEĞİŞİR?
Bir toplumda insanların birbirine güvenebildiğini, haksızlık karşısında sessiz kalmadığını, ihtiyaç sahibine yardım etmeyi bir yük değil insani sorumluluk olarak gördüğünü düşünelim.
Böyle bir toplumda iyilik yalnızca iyi insanların kişisel tercihi değildir. Ortak bir değer, öğrenilen bir davranış ve kuşaktan kuşağa aktarılan bir kültürdür. Buna iyilik habitatı diyebiliriz. İyilik habitatı, insanların birbirine iyilik yaptığı kadar, iyilik yapma isteğini birbirinde de uyandırdığı bir toplumsal ortamdır.
Burada amaç yalnızca yoksulun ihtiyacını gidermek, yalnızca mağdurun yarasını sarmak değildir. Aynı zamanda dayanışmayı çoğaltmak, adaleti güçlendirmek ve insanların başkasının hayatına dokunabileceklerine inanmasını sağlamaktır. Çünkü bir insanın hayatını değiştirmek önemlidir. O insanın başka hayatlara dokunmasına vesile olmak ise değişimin etkisini büyütür.
Bir çocuğa eğitim olanağı sağlamak, bir gencin umudunu korumak, bir yaşlının yalnızlığını gidermek ya da haksızlığa uğrayan birinin yanında durmak… Bunların her biri, iyiliğin geleceğine yapılan bir yatırımdır.
KÖTÜLÜK YALNIZCA KÖTÜLÜK YAPANLARLA BÜYÜMEZ
Kötülük bazen bir insanın yaptığı haksızlıkla başlar. Ancak kimi zaman onu büyüten, çevresindeki insanların sessizliği ve kayıtsızlığıdır. Bir haksızlık karşısında herkes kendi çıkarını düşünürse adalet yalnızca mağdurun omuzlarına yüklenir. Bir insanın acısı başkalarını ilgilendirmiyorsa merhamet toplumsal bir değer olmaktan uzaklaşır. İnsanlar iyilik yapmanın saflık, hakkını savunmanın ise gereksiz bir risk olduğuna inanmaya başlarsa duyarsızlık yayılır.
Bu nedenle kötülükle mücadele, yalnızca kötülük yapanı kınamakla sınırlı kalamaz. İnsanların neden duyarsızlaştığını, adaletsizliğin nasıl sıradanlaştığını ve dayanışmanın neden zayıfladığını da sorgulamak gerekir.
Elbette her sorunun çözümü bireysel iyilik değildir. Hukuk, eğitim, adaletli kurumlar ve hesap verebilirlik vazgeçilmezdir. Ancak bunların yanında, insanları birbirine karşı sorumlu hissettiren bir vicdan kültürüne de ihtiyaç vardır.
Kötülüğü sınırlandırmak için adaletin gücüne, iyiliği çoğaltmak için de vicdanın gücüne ihtiyacımız var. İyilik, kötülüğe benzemeden direnebilmektir.
İyiliği savunmak, haksızlığa boyun eğmek değildir. Merhametli olmak, yapılan kötülüğü görmezden gelmek anlamına gelmez. Karşılıksız iyilik yapmak da insanın kendisini sömürülmeye açık hâle getirmesini gerektirmez.
İnsan gerektiğinde sınır koymalı, haksızlığa karşı çıkmalı, kendisini ve başkalarını korumalıdır. Ancak bunu yaparken karşısındaki kötülüğün dilini ve yöntemlerini benimsememek de önemlidir.
Çünkü kötülüğe karşı mücadele ederken kötülüğün bir parçasına dönüşmek, mücadele edilen şeyin yeniden üretilmesine yol açabilir.
İyiliğin gücü, yalnızca şefkatinde değil; adaletle birleştiğinde haksızlığa direnebilmesinde de yatar.
İYİLİK BİZE DÖNMESE DE KAYBOLMAZ
Belki de iyilik yaparken kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur: Yaptığım iyiliğin karşılığını alacak mıyım değil, bu iyilik kimin hayatına dokunacak?
Bazen verdiğiniz destek, hiç tanımadığınız bir insanın hayatını değiştirir. Bazen söylediğiniz bir söz, birinin umudunu yeniden yeşertir. Bazen de yaptığınız bir davranış, bir başkasına örnek olur.
Sonucun nereye ulaşacağını bilemeyebilirsiniz. Ancak bu belirsizlik, iyilik yapmanın değerini azaltmaz.
İyilik her zaman yeni bir iyilik doğurmayabilir. Her insan gördüğü merhameti başkasına aktarmayabilir. Fakat iyiliğin çoğalabileceği koşulları oluşturmak, yine de elimizde olan bir sorumluluktur.
İyiliğin bize geri dönmesini beklemek zorunda değiliz. Onun başka bir insana ulaşmasını, başka bir hayatı güzelleştirmesini ve başka bir iyiliğe kapı aralamasını yeterli görebiliriz.
BATAKLIĞI KURUTMAK BİZİM ELİMİZDE
Kötülükle mücadele etmek zorundayız. Haksızlığı önlemek, adaleti savunmak ve zarar göreni korumak zorundayız. Ancak bunları yaparken iyiliğin güçlenmesine de aynı ölçüde önem vermeliyiz.
Çünkü yalnızca kötülüğü eleştirerek daha iyi bir dünya kuramayız. İnsanların birbirine güvenebildiği, dayanışmanın çoğaldığı, merhametin ve adaletin birlikte büyüdüğü bir hayatı da inşa etmeliyiz.
Belki tek başımıza dünyayı değiştiremeyiz. Ama bir insanın dünyasına dokunabiliriz. O insanın başka birine dokunmasına vesile olabiliriz. Böylece küçük bir iyilik, kendisini yapan kişinin sınırlarını aşabilir.
Mesele, iyiliğin bize geri dönmesi değildir. Mesele, iyiliğin bizden geçerek dünyaya yayılmasıdır.
Çünkü bataklığı kurutmak, yalnızca kötülükle mücadele etmek değil; iyiliğin yaşayacağı toprağı da çoğaltmaktır.
Ve belki de insanlığın önündeki en önemli sorumluluk budur: İyiliği bir istisna olmaktan çıkarıp hayatın doğal bir parçasına dönüştürmek.
İyilik güçlenirse umut büyür. Umut büyürse dayanışma çoğalır. Dayanışma çoğalırsa kötülük, karşısında daha güçlü bir toplum bulur.