“Öncesizlik ve sonrasızlık…” Her şey buradan doğar ve her şey yeniden buraya döner.
Bu iki kelime bile anlatmak istediği gerçeği bütünüyle ifade edemez. Çünkü kelimelerin sınırları vardır, oysa gerçekliğin sınırı yoktur. Yine de kelimeler yerini bulduğunda, insanın şimdiye kadar bakıp da göremediği birçok şeyi görünür kılabilir.
Enerjinin bir başlangıcı olduğunu söylediğimiz anda onu bir kalıba hapsetmiş oluruz. Bir sonu olduğunu söylediğimiz anda da aynı yanılgının içine düşeriz. Oysa kalıba giren hiçbir şey ne enerjiyi, ne doğayı, ne evreni ne de yaşamı açıklayabilir. İşte bu yüzden öncesizlik ve sonrasızlıktan söz ediyoruz. Burada anlatılan zamanın öncesi ya da sonu değildir. Burada anlatılan, enerji ve bütün oluşların hiçbir başlangıç ve bitişe bağlı olmayan varoluş biçimidir. Sürekli dönüşen, sürekli üreten, kendisini durmaksızın açığa çıkaran sınırsız bir oluş ve dönüş hâlidir.
Enerjinin Doğuşu ve Sınırsız Açıklık
Bugüne kadar evren üzerine büyük düşünceler ortaya konuldu, sayısız hikâyeler anlatıldı. Her düşünce kendi doğrusu içinde evreni açıklamaya çalıştı. Fakat neredeyse hepsi önce bir temel kabul etti, sonra evreni o temelin içine yerleştirdi. Böyle olunca enerji de, doğa da, insan da aynı kalıpların içinden okunmaya başlandı. Oysa evren herhangi bir kalıbın gerçekleşmiş biçimi değildir. Eğer öyle olsaydı bugün gördüğümüz sınırsız çeşitlilik ortaya çıkamazdı. Her şey tek biçimde gelişir, aynı doğrultuda ilerler ve kendini tekrar ederdi. Oysa evren bize bunun tam tersini gösteriyor. Sayısız galaksi, sayısız yaşam biçimi, sayısız dönüşüm ve tükenmeyen bir zenginlik… Bütün bunlar öncesizlik ve sonrasızlığın kendisini ifade etme ve görünür kılma biçiminden başka bir şey değildir.
Enerjinin doğuşu tam da burada büyük bir soru olarak karşımıza çıkar. Ancak burada kullandığımız doğuş, bir başlangıç anlamına gelmez. Doğuş, başlangıç değildir; öncesizlik ve sonrasızlığın görünür hâle gelerek kendisini ifade etmesidir. Enerji kendisini açığa çıkarır, biçim değiştirir, dönüşür ve yeniden öncesizlik ile sonrasızlığın sınırsız bütünlüğünde yerini alır. Bu nedenle öncesizlik ve sonrasızlık, enerjinin önünde ya da arkasında duran iki zaman dilimi değil, onun varoluş hâlidir. Bütün oluşlar bu sınırsız açıklığın içinden belirir, gelişir, dönüşür ve yeniden aynı açıklığın içinde yerini alır.
Dönüş de son değildir. Görünür olanın yeniden öncesizlik ve sonrasızlığın sınırsız bütünlüğüyle buluşmasıdır. Evrenin zenginliği tam da bu kesintisiz hareketten doğar. Eğer enerji belirlenmiş bir başlangıcın ürünü olsaydı, evren de belirlenmiş bir sonuca doğru ilerleyen tekdüze bir düzen olurdu. Oysa yaşamın bütün zenginliği, hiçbir kalıba sığmayan bu sınırsız açıklığın içinde ortaya çıkar.
İnsan Zihni ve Kopuşun Başlangıcı
Enerjide işleyen gerçeklik doğada nasıl görünüyorsa, insanda da aynı özünü korur. Çünkü insan, enerji, doğa ve evren bütünlüğünün bugüne kadar ulaşmış en yoğun ifadesidir. Bundan sonra nasıl bir oluş ortaya çıkar, bunu bilmiyoruz. Fakat bildiğimiz bir şey var: İnsanı, enerji ve evrenden bağımsız anlayamayız. Enerji ve evreni anlamadan da insanı anlayamayız. İnsanda olan enerji ve evrende vardır. Enerji ve evrende işleyen temel gerçeklik de insanda yaşamaya devam eder.
İnsan zihni de tıpkı enerji ve evren gibi öncesizlik ve sonrasızlık bütünlüğünü taşır. Onun derinliğinin sınırı yoktur. Fakat insan, gelişiminin bir aşamasında yönünü değiştirdi. Kendisini varoluşun akışıyla değil, kendi ürettiği yargılarla tanımlamaya başladı. Böylece gerçekliği görmek yerine onu isimlendirdi, sınıflandırdı, kesinleştirdi ve kalıplara dönüştürdü. İşte kopuş burada başladı.
Her çağ kendi yargılarını ve kendi kalıplarını üretir. Değişen yalnızca isimlerdir. Değişmeyen ise zihnin kendisini sınırlama biçimidir. İnsan artık akışı görmek yerine, kendi oluşturduğu çerçevelerin içinden bakmaya başladı. Böyle olunca doğayı da, evreni de, enerjiyi de aynı dar bakışın içinden okumaya çalıştı. Oysa yönünü kaybetmiş bir zihinle bütünü görmek mümkün değildir. Kendisinden uzaklaşan insan, evrenden de uzaklaşır. Evrenden uzaklaşan ise öncesizlik ve sonrasızlığın sınırsız akışını göremez.
Zihnimizde oluşturduğumuz bütün yargılar görülüp aşıldığında geriye ne kalır? Sınırlandırılmamış bir açıklığın kalacağı açıktır. Ne başlangıcı vardır ne de sonu. Zihin kendi özüne döndüğünde bunu açıkça görebilir. İşte öncesizlik ve sonrasızlık dediğimiz gerçeklik budur. Enerjinin kendisini görünür kıldığı, yaşamın durmaksızın yeniden üretildiği ve insanın özünde taşıdığı sınırsız açıklık…
Belki de insanın asıl meselesi yeni bir şey bulmak değildir. Asıl mesele, zihnin örttüğü bu sınırsız açıklığı yeniden görünür kılmaktır. Başlangıç arayan zihin öncesizliği göremez. Son arayan zihin ise sonrasızlığı… Çünkü ikisi de aynı sınırsız varoluşun kesintisiz akışıdır. Her şey oradan doğar ve her şey yeniden oraya döner. İnsanın evrene dönüşü de, kendisine dönüşü de aynı yerden başlar.
Yeniden insanlaşmak, bunu fark etmek ve buna dönmektir.