Ortadoğu’da yükselen her gerilim, sadece bölge ülkelerini değil, dünyanın geri kalanını da doğrudan etkiliyor. Özellikle ABD ile İran arasında tırmanan savaş boyutu bir süredir küresel ekonominin en hassas damarlarından biri olan enerji hatlarını yeniden gündemin merkezine taşıdı. Bu hattın en kritik noktalarından biri ise şüphesiz Hürmüz Boğazı.

Dünya petrolünün önemli bir kısmının taşındığı bu dar geçitte yaşanabilecek en küçük aksama bile, piyasalar için büyük bir kırılma anlamına geliyor.

Nitekim son gelişmelerle birlikte akaryakıt fiyatlarında yaşanan dalgalanma, sadece pompa fiyatlarına değil; zincirleme şekilde birçok sektöre yansıdı.

Pazara, sebze haline giderseniz gıda sektörüne, Mağazalara giderseniz ise tekstil sektörüne yansıdığını görürsünüz. Peki bu sektörlerin enerjideki rolü nedir?

Enerji maliyetleri, modern ekonominin görünmeyen omurgasıdır.

Son günlerde yaşanan fiyat oynaklığı da bu tabloyu net biçimde ortaya koyuyor: Kriz sadece enerji piyasasında kalmıyor, sofraya ve dolaba kadar uzanıyor.

Peki bu durum kırılganlık mı, fırsat mı?

Dün yaptığımız bir röportajda dile getirilen önemli bir nokta vardı: Bu kriz aynı zamanda bir dönüşüm fırsatı olabilir mi?

Aslında bu soru, Türkiye gibi enerji ithalatına bağımlı ülkeler için hayati bir anlam taşıyor. Çünkü dışa bağımlılık, sadece ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir kırılganlık yaratıyor. Hürmüz’de yaşanan her gerilim, içeride fiyat artışı olarak geri dönüyor. Tam da bu noktada alternatif enerji kaynakları yeniden güçlü bir seçenek olarak öne çıkıyor.

Rüzgâr ve güneş enerjisi, yalnızca çevreci bir tercih değil; aynı zamanda ekonomik ve stratejik bir çıkış yolu. Bu durum Türkiye’nin en önemli dış politikasında her sektörde olduğu gibi enerjide yerli ve temiz dönüşümü ortaya çıkarıyor. Türkiye, coğrafi konumu itibarıyla güneş ve rüzgâr potansiyeli yüksek ülkeler arasında yer alıyor. Buna rağmen bu potansiyelin yeterince kullanılmadığı uzun süredir dile getiriliyor.

Oysa enerji üretiminde çeşitlilik sağlanması, dış şoklara karşı en güçlü kalkanlardan biridir. Güneş panelleriyle üretilen elektrik ya da rüzgâr türbinlerinden elde edilen enerji, dövizle satın alınan petrol ve doğalgaza olan ihtiyacı azaltır. Bu da hem cari açığın düşmesine hem de fiyat istikrarına katkı sağlar. Sonuç ne mi? Krizler yol ayrımıdır

ABD-İran hattında yaşanan gerilim ve Hürmüz Boğazı üzerinden şekillenen enerji krizi, bir kez daha şunu gösterdi:

Enerji bağımlılığı, ekonomik istikrarın en zayıf halkalarından biridir.

Bugün yaşanan fiyat artışları, yarın daha büyük dalgalanmaların habercisi olabilir. Ancak aynı kriz, doğru politikalarla bir fırsata da dönüşebilir.

Yerli ve yenilenebilir enerjiye yapılacak her yatırım, yalnızca bugünün değil, yarının da fiyat istikrarını garanti altına alır. Belki de asıl soru şu:

Her krizden sonra aynı kırılganlıkları konuşmaya devam mı edeceğiz, yoksa bu kez yönümüzü gerçekten değiştirip enerjide bağımsızlığa doğru somut adımlar mı atacağız?