Bu kitlesel ve coşkulu Newroz Kürt hareketine ve Abdullah Öcalan'a fütursuzca saldıran kesimleri mahcup etti mi? Sanmıyorum. Politik hamaset, körlük ya da düşmanlık, bu kesimi süreci ve Öcalan'ı anlamaktan, mantıklı eleştiri geliştirmekten uzak tutuyor.

Yıllar sonra ilk kez Newroz kutlamalarına katılmadım. Diyarbakır Newroz'u bayramdan bir gün sonrasına denk geldi ve aylardır görmediğim annemi görmek, bayramda onunla birkaç gün geçirmek için Mardin'e gittim.

Anneme gönül rahatlığıyla gittim çünkü Diyarbakır'daki Newroz kutlamalarında, muhtemel bir iki gerginlik dışında, ciddi bir sıkıntı yaşanmayacağına dair bir sezgim vardı. Sezgi, diyorum ama içinde bulunduğumuz süreç ile Newroz öncesi verilen mesajlar da Newroz'un bu yıl bayram havasında geçeceği yönünde işaretler veriyordu. Nitekim, kolluktan birkaç işgüzarın neden olduğu hadiseyi saymazsak, öyle de oldu.

Newroz programlarını İlke TV ile Kürtçe yayın yapan kanallardan izlemeye çalıştım, diğer kanallar, her zaman olduğu gibi, pek ilgisizdi ve ülkede Newroz kutlanmıyor gibi yayın akışlarını sürdürdüler. Türkiye medyasının sürece yaklaşımı hiç umut verici değil, bunu bir kez daha vurgulamış olayım.

Sosyal medyadan da takip etmeye çalıştığım Newroz kutlamaları olaysız bitti ve herkes esas gündeme dönmüş oldu. 18 kişi hariç.

Diyarbakır'da Newroz kutlamalarına katılanların evi basıldı ve gözaltına alınan 2’si kadın 18 kişi tutuklandı. Gözaltına alınanlara 'enteresan' sorular sorulmuş: “Newroz’a örgüt talimatıyla mı katıldınız?”, “Newroz’dan nasıl haberiniz oldu?”, “Yeşil, kırmızı, sarı atkıyı niye taktınız?” Çok acayip sorular, değil mi?

Ha, bu arada 18 kişinin tutuklanmasına “örgüt propagandası" iddiası gerekçe gösterildiğini de hatırlatmak isterim. Bunun da, Van Newroz'unda kolluğun protokoldeki siyasetçilerin üstünü aramak istemesi gibi, bir çeşit işgüzarlık olarak değerlendirdiğimi belirtmek isterim. Erdoğan'ın üst perdeden konuşması ise Newroz görüntülerine yönelik ırkçı saldırıları bertaraf etmek amaçlıydı. Sanki.

*

Televizyonlar Newroz kutlamalarının gerçekleştiği her yerde muazzam bir kitlenin varlığını ve kitlenin coşkusunu gösteriyordu. İzlenimlerini talep ettiğim dostlarım da televizyonları teyit ediyordu.

Anladığım kadarıyla alanları gençler doldurmuştu ve halaylarıyla, pankartlarıyla, sloganlarıyla kutlamalara damgalarını vurdular. Bu, Kürt hareketinin sürekliliğini göstermesi açısından önemliydi. Biliniyor, özellikle sosyal medyada süreci yürüten siyasi iradeye yönelik desteğin düştüğü ileri sürülüyordu. Abdullah Öcalan'a yönelik karalama çalışmaları ise eşi benzeri görülmemiş bir boyuta ulaşmış durumda. HalbukiNewroz kutlamasına katılanlar Kürt hareketine desteğin, inancın, politik bağlılığın yanı sıra gönül bağının hâlâ coşkulu bir şekilde devam ettiğini gösteriyor. Bu kitlesel ve coşkulu Newroz Kürt hareketine ve Abdullah Öcalan'a fütursuzca saldıran kesimleri mahcup etti mi? Sanmıyorum. Politik hamaset, körlük ya da düşmanlık, bu kesimi süreci ve Öcalan'ı anlamaktan, mantıklı eleştiri geliştirmekten uzak tutuyor.

Öte yandan bu güveni, inancı ve desteği kimsenin heba etme hakkı yok elbette.

İmralı sekreteryasından gelen Çetin Arkaş'ın çok konuşulan şu sözleri de buna dikkat çekiyordu: “Size bu meydandan söz veriyoruz: Sizin yarattığınız değerler üzerinden bireysel ikbal peşinde koşanlar sert kayaya çarpacaklar. Bunlara müsaade etmeyeceğiz.”

*

İlham Ahmed ve Bafil Talabani’nin video mesajları ile Nêçirvan Barzani’nin mektubu sürece dair önemli mesajlar içeriyordu. Konuşmaların içeriği Kürtlerin Ortadoğu’da birlikte ve uyumlu bir şekilde siyaset yürüttüğünü ifade etmesi açısından önemli ve değerliydi. Bunu şöyle de okumak mümkün: Yeni yüzyılda Kürtler, savaş cehenneminin kasıp kavurduğu Ortadoğu'da, söz ve eylem bütünlüğü içinde, irade talep ediyor.

2026 Newroz'u Kürt halkının "demokratik toplum ve barış” paradigmasını onayladığını, sürecin yürütücülerini desteklediğini gösterdi. Kısaca, 2026 Newroz'u sürecin yürütücülerine barış umudunu yeşertmek, bütün coğrafyaya yaymak ve korumak için büyük moral oldu.

İki Şarkı

Newroz'dan sonra sosyal medya mecralarında video klipleri paylaşılan iki şarkıdan söz etmek isterim.

Koma Amed'in kurucularından Fikri Kutlay, "Ameliyatım Var" ismini taşıyan yeni şarkısını YouTube hesabından yayımladı. Kutlay, "Hayatıma ve mesleğime dair" diyor bu şarkısı için. Düzenlemesini Mustafa Biber'in yaptığı şarkının sözlerini, Kutlay eşi Eylem Öden ile birlikte yazdı.

Fikri Kutlay benim dostum ve yıllar önce kalp ameliyatı için babamı onun maharetli ellerine bırakmıştım. Saatler süren ameliyatın, gergin bekleyişin ardından güler yüzle karşımıza çıkmasını iyiye delalet diye yorumlamıştık. O anki ferahlığın tarifi mümkün değil. Sonra düşünmüştüm, Fikri Kutlay hem iyi bir müzisyen hem de iyi bir cerrah, diye. İki mesleği, önyargılı bir tutumla, pek birbirine yakıştırmasam da...

Fikri Kutlay, boşuna "Hayatıma ve mesleğime dair" demiyor yeni şarkısı için. Bu şarkıda hasta yakınlarının gergin bekleyişi ile doktorun hastalıkla mücadelesini anlatıyor. Şarkı ve şarkının videosu hastayı, hasta yakınlarını ve doktoru gayet güzel anlatıyor.

Mikail Aslan ise "Masumo Pak” adlı yeni albümünün duyurusunu, albümde yer alan "Kamîrê (Kime)" şarkısı ile duyurdu. Sözü uzatmayacağım, Mikail Aslan hayatını Kürtçe-Kirmanckî müziğe vakfetmiş harika bir müzisyendir.

Kamîrê şarkısının sözleri ise Mehmet Çetin'e (UsenêQeremanî) ait. Birkaç yıl önce vefat eden Mehmet şair ağabeyim ve dostumdu. Mikail Aslan söyledikçe Mehmet'in sesi doldu kulaklarıma ve evet, gizlemeyeceğim, burnumun direği sızladı.

Şarkı için çekilen klip için Dersim tercih edilmiş ki isabet olmuş. Veysel Kılınç'ın yönettiği klibin görüntüleri dil ve sözler ile uyumluluk içinde.

Selim Temo'nun Türkçeye çevirdiği dörtlük ise şöyle:

“Bilsem bir yerimin olduğunu

Kara taş gibi, kurumuş ağaç gibi

Yanası dünyada ben kimsesiz

Nasıl da dönerim kara bulut gibi”