Bahar ayları, toprağın yeniden canlandığı, doğanın nefes aldığı zamanlardır. Yağmur bu mevsimin en önemli misafiridir. Bereket getirir, kuruyan toprakları doyurur.
Ancak aynı yağmur, gerekli önlemler alınmadığında yerleşim alanları için ciddi bir tehdide dönüşebiliyor. Son yıllarda artan ani ve yoğun yağışlar, şehirlerin ve şehrimizin bu gerçeğe ne kadar hazırlıksız olduğunu da gözler önüne seriyor.
Sorunun kaynağı yalnızca doğa değil. Aksine, çoğu zaman doğanın kendi döngüsüyle değil, insanın plansızlığıyla karşı karşıyayız. Dere yataklarına yapılan yapılar, yetersiz altyapı, betonlaşmanın artması ve yeşil alanların yok edilmesi, yağmurun doğal akışını engelliyor.
Sonuç ise her yağışta tekrar eden manzaralar, su altında kalan yollar, evlere dolan sular, zarar gören iş yerleri ve maalesef zaman, zaman can kayıpları.
Bu noktada sorumluluk yalnızca kamu kurumlarına yüklenemez ama en büyük görev onlara düşer. Yerel yönetimlerin öncelikle şehir planlamasını bilimsel veriler ışığında yapması gerekiyor. Dere yatakları kesinlikle yapılaşmaya açılmamalı, mevcut riskli alanlar kademeli olarak dönüştürülmelidir. Yağmur suyu drenaj sistemleri güçlendirilmeli, altyapı uzun vadeli düşünülerek inşa edilmelidir. Sadece bugünün değil, 10-20 yıl sonrasının yağış durumu da hesaba katılmalıdır. Ayrıca erken uyarı sistemlerinin yaygınlaştırılması, olası afetlerde can kaybını en aza indirecek kritik bir adımdır.
Ancak iş sadece plan yapmakla bitmez. Denetim en az plan kadar önemlidir. Kağıt üzerinde mükemmel görünen projeler, sahada uygulanmadığında hiçbir anlam ifade etmez. Kaçak yapılaşmaya göz yumulduğu sürece, doğa her seferinde kendi hakkını geri alacaktır.
Bireylere düşen sorumluluklar da göz ardı edilmemeli. Vatandaş olarak bizler de yaşadığımız çevreye karşı duyarlı olmak zorundayız. Yağmur suyu giderlerini çöple tıkamak, dere yataklarına müdahale etmek, çevreyi hoyratça kullanmak aslında kendi evimizin temelini zayıflatmaktır. Ayrıca afet bilinci geliştirmek, acil durumlarda nasıl davranılması gerektiğini bilmek de hayati önemdedir.
Unutulmaması gereken basit bir gerçek var; ‘Doğa intikam almaz, sadece dengesini korur’. Eğer biz o dengeyi bozarsak, bedelini yine biz öderiz maalesef.
Bahar yağmurları bereket olmaya devam edebilir. Bunun için ne yağmuru suçlamalıyız ne de kader diyerek geçiştirmeliyiz. Akılcı planlama, güçlü altyapı, etkin denetim ve bilinçli toplum…
Ancak bu dört temel üzerine kurulu bir anlayışla, yağmurun afete dönüşmesini engelleyebiliriz.
Aksi halde her bahar, aynı soruyu sormaya devam ederiz: ‘Bu kadar yağmur neden felakete dönüştü?’ Oysa cevap çoğu zaman gökyüzünde değil, yerde saklıdır.