Son günlerde dünyanın dört bir yanında yine yer sarsılıyor. Ülkemizde de bu tür durumlara sık tanık oluyoruz. Bir kez daha hatırlıyoruz: Yer kabuğu susmaz. Biz unutsak da, doğa unutmaz.
Ve evet, ülkemiz bir deprem ülkesi. Bunu bilmeyen yok. Ama bilmek yetmiyor. Asıl mesele, bildiğimizle ne yaptığımız. Her deprem sonrası aynı manzara. Ekranlarda uzmanlar, her biri farklı bir şey söylüyor. Fay hatları, senaryolar, risk haritaları…
Ama ortada bir gerçek var ki o da değişmiyor: Bilim aslında nettir, ama uygulama irade ister. İşte o irade, yıllardır eksik. Peki ya biz? Vatandaş olarak ne kadar hazırız? Yerel yöneticiler ne kadar duyarlı? Merkezi yönetim, insan hayatını hiçe sayan yapılara karşı ne kadar kararlı?
Cevap acı ama kısa: Hiç. Evet, bir ‘hiçlik’ düzeni içinde yaşıyoruz. Denetimsizliğin, göz yummanın, rantın ve sorumsuzluğun büyüttüğü bir hiçlik…
Allah’ım, deprem zamanlarındaki o acı tablo geldi gözümün önüne. İnsan kahroluyor. Oysa gerçek çok açık ve net: Deprem öldürmez, tedbirsizlik öldürür.
Bunu anlamak için uzağa bakmaya gerek yok. Geçtiğimiz günlerde Japonya’da 7’nin üzerinde bir deprem oldu. Ne büyük bir yıkım, ne de yüzlerce can kaybı…
Peki neden?
Çünkü orada kader değil, bilim ve sorumluluk konuşur. Çünkü orada bina yapmak, sadece beton dökmek değildir, insan hayatını korumak demektir. Bizde ise ne yazık ki tablo tersine dönmüş durumda.
‘Lüks’ diye pazarlanan yapılar, içi boş tabutlara dönüşebiliyor. İnsanlar bir ömür biriktirdiği parayı veriyor, karşılığında güven değil, risk satın alıyor. Ve acı olan şu: Kendi mezarımızı taksitle ödüyoruz. Bu sadece bir ihmal değil, bir sistem sorunudur. Bu sadece bir eksiklik değil, bir sorumluluk zinciridir.
Müteahhitten denetleyene, yerel yöneticiden merkezi idareye kadar herkes bu zincirin bir halkasıdır. Ve o zincir koptuğunda altında kalan hep biz oluyoruz. Artık susmanın, kabullenmenin zamanı değil.
‘Testi kırılmadan’ konuşmanın, hesap sormanın zamanı. Çünkü her yıkılan bina sadece beton değil. Bir hayat, bir aile, bir gelecek demek. Şunu yüksek sesle söylemek zorundayız. Bu kader değil. Bu ihmal. Ve ihmalin bedelini ödemek zorunda olan yine halk olmamalı.
Öyleyse…
Tedbir almak bir tercih değil, zorunluluktur. Denetim bir formalite değil, hayati bir görevdir. Ve sorumluluk, kimsenin kaçamayacağı kadar ağırdır.
Unutmayalım:
Deprem değil, tedbirsizlik öldürür. Ve biz, artık bu gerçeği sadece konuşan değil, gereğini yapan bir toplum olmak zorundayız.
Aksi halde: ALLAH KORUSUN…