Diyarbakır, binlerce yıllık geçmişiyle ve çok katmanlı kültürüyle ve güçlü toplumsal hafızasıyla yaşayan bir organizmadır. Bu nedenle Diyarbakır’a dair her müdahale, sadece bugünü değil geçmişi ve geleceği de doğrudan etkiler. Bugün karşı karşıya olduğumuz kentsel sorunlar ise artık görmezden gelinemeyecek kadar büyümüş durumda. Bir kentin en önemli noktalarının başında, sokaklar geliyor. Sonra kaldırımlar, parklar, caddeler ve kamusal alanlar…
İşte tam da bu alanlarda yaşanan dönüşüm, Diyarbakır’ın nasıl bir yöne sürüklendiğini açıkça ortaya koyuyor. İmar planlarına aykırı yapılar, izinsiz eklemeler, kamusal alanların ticari işletmeler tarafından işgal edilmesi ve kültürel miras alanlarındaki tahribat, kentin ruhunu zedeleyen başlıca sorunlar olarak karşımızda duruyor. TMMOB Mimarlar Odası Diyarbakır Şubesi, konu ile alakalı çok geniş ve önemli açıklamalarda bulundular.
Başta yetkililer olmak üzere hepimizin mutlaka yapacağı bir şeyleri vardır.
Diyarbakır’ın birçok noktasında, yapıların çekme mesafeleri neredeyse ortadan kaldırılmış durumda. Oysa bu alanlar keyfi kullanım için değil nefes almak, ışık almak ve gerektiğinde hayati müdahalelerin yapılabilmesi için bırakılmıştır. Daha açık bir ifadeyle; bu alanlar bireysel değil, kamusal bir haktır. Ancak gelinen noktada bu hak, ‘işgaliye’ adı altında paraya çevrilmekte ve böylelikle yaşam, sağlık ve estetik adeta meta haline getirilmektedir.
Benzer bir tabloyu, halkın dinlenme ve nefes alma yerleri olan yeşil alanlarda da görüyoruz. Oysa bir kentin en büyük zenginliği beton değil, nefes alabileceği boşluklardır. Daha da vahimi, henüz deprem gerçeğine rağmen, denetimsiz ve mühendislik hizmeti almamış kaçak yapıların artarak devam etmesidir. Bu, doğrudan bir yaşam hakkı meselesidir. Her izinsiz kat, her kontrolsüz yapı, gelecekte yaşanabilecek bir felaketin habercisidir.
Diyarbakır’ın bugün karşı karşıya olduğu sorunlar yeni değil. Uzun yıllar süren merkezi yönetim müdahaleleri ve yerel iradenin zayıflatıldığı dönemler, kentte ciddi bir tahribat yarattı. Bu gerçeği görmezden gelmek mümkün değil. Ancak bugünü sadece geçmişin yüküyle açıklamak da yeterli değil. Artık sorumluluk, bugünün yöneticilerinde ve kent dinamiklerindedir. Yerel yönetimlerin görevi, geçmişin yaralarını sarmakla birlikte, yeni hataların önüne geçmek ve bunun için azami çaba içinde olmalıdır.
Unutmamamız gerekiyor ki, bir kenti ayakta tutan şey, sadece binalar değildir. O kentin değerleri, doğası, hafızası ve insanıdır. Eğer biz bu unsurları koruyamazsak, geriye sadece beton yığınları kalır. Ve şehrimize çok yazık olur.
Diyarbakır’ı korumak, aslında kendimizi korumaktır.