Dağların arasına saklanmış küçük bir köy vardı. Sabahları sis vadinin üzerinden yavaşça çekilir, güneş ışığı taş evlerin duvarlarına usulca dokunurdu. O köyde yaşayan bir adam vardı: Aram.

Aram kendine hiçbir zaman bir isim vermemişti. İnsanlar ona kimi zaman “şifacı”, kimi zaman “sessiz adam”, kimi zaman da sadece Aram derdi. O ise bunların hiçbirine tutunmazdı. Çünkü bildiği tek şey vardı: yaşamın içinde dolaşan görünmez bir akış vardı ve o akış bazen onun ellerinden geçiyordu.

İlk Hatırlayış

Aram bunu ilk kez çocukken fark etmişti. Yaralı bir kuşu avuçlarının arasında tutarken, kuşun kalp atışlarının kendi nefesiyle uyumlanmaya başladığını hissetmişti ve o gün anlamadığı ama yıllar sonra içten içe bildiği bir şey doğmuştu: insan bazen sadece orada bulunarak bir şeyleri değiştirebilirdi.

Yıllar geçti ve köyün yolu zaman, zaman uzak diyarlardan gelen insanlarla doldu. Kimi omuzlarında ağır bir yorgunluk taşırdı, kimi kalbinde açıklayamadığı bir sıkıntı ve bazıları hiçbir şey söylemeden Aram’ın yanında oturur, rüzgârın ağaçların arasından geçişini dinlerdi.

Aram çoğu zaman konuşmazdı çünkü biliyordu ki kelimeler çoğu zaman insanın içindeki sessizliği bölüyordu ve o ise sessizliğin içinde başka bir şeyin çalıştığını görmüştü. Bir gün köye genç bir kadın geldi ve yüzünde hem umut hem de kırgınlık taşıyan bir ifade vardı. “Bana yardım edebilir misin?” diye sordu.

Aram kadına baktı ama cevap vermedi, sadece yanındaki düz taşın üzerine oturmasını işaret etti. Kadın oturdu ve uzun süre hiçbir şey olmadı; rüzgâr geçti, yapraklar hışırdadı, uzakta bir köpek havladı. Kadın bir süre sonra huzursuzlandı ve “Hiçbir şey yapmıyorsun” dedi.

Aram gülümsedi ve “Bazen hiçbir şey yapmamak yapılabilecek en doğru şeydir,” dedi. Kadın anlamadı ama kalkıp gitmedi ve orada oturmaya devam etti. Zaman geçtikçe kadının nefesi yavaşladı, omuzlarındaki gerginlik gevşedi ve gözlerinden bir damla yaş süzüldü. O anda Aram bir şeyin hareket ettiğini hissetti fakat bu hareket onun yaptığı bir şey değildi; sanki görünmez bir nehir kadının içinden akmaya başlamıştı. Kadın sonunda derin bir nefes aldı ve “Şimdi anladım,” dedi, “ben iyileştirilmeye gelmemişim, sadece yeniden akmayı hatırlamaya gelmişim.”

Aram başını hafifçe eğdi çünkü o da yıllar önce aynı şeyi öğrenmişti: şifa bir şey yapmak değildi, bir şey olmasına izin vermekti.

Akışın Sessiz Bilgeliği

İnsanlar zamanla Aram’ın yanına gelmeye devam etti; bazıları hemen giderdi, bazıları günlerce kalırdı ama Aram hiçbir zaman kendini onların önüne koymadı ve çoğu zaman “Ben bir şey yapmıyorum, ben sadece akışın önünden çekiliyorum,” derdi.

Bir gün köyün yaşlılarından biri ona “Bu akış nereden geliyor?” diye sordu. Aram uzun süre durdu, sonra vadinin üzerine yayılan ışığa baktı ve “Bilmiyorum ve sanırım bilmemiz de gerekmiyor,” dedi.

Yaşlı adam kaşlarını kaldırdı ve “Peki sen kimsin o zaman?” diye sordu. Aram hafifçe gülümsedi ve “Belki de sadece hatırlayan biriyim ve bazen insanların da hatırlamasına yardımcı olan biri,” dedi.

Akşam olduğunda rüzgâr tekrar dağlardan indi ve köy sessizliğe büründü. Aram taşın üzerinde oturmaya devam etti çünkü biliyordu ki akış hiçbir zaman durmazdı; insanlar gelir giderdi, hikâyeler başlar ve biterdi ama yaşamın içindeki o görünmez nehir her zaman yolunu bulurdu.

Ve bazen bir insanın yapabileceği en büyük şey sadece o nehrin önünden çekilmekti.