Bahar, yalnızca doğanın uyanışı değil, kentlerin de kendini yeniden hatırladığı bir mevsimdir. Diyarbakır’da son günlerde hız kazanan peyzaj çalışmaları, bu uyanışın en görünür işaretlerinden biri. Özellikle Selahattin Eyyubi Bulvarı’nda yürütülen yenileme süreci, kentin sadece yollarını değil, yaşam hissini de dönüştürüyor.

Geçtiğimiz aylarda altyapı ve asfalt çalışmaları tamamlanan bulvar, artık bambaşka bir kimliğe bürünüyor. Yaklaşık 1,2 kilometrelik hat boyunca yapılan düzenlemelerle yalnızca modern bir ulaşım aksı değil, aynı zamanda bir yaşam koridoru inşa ediliyor. Bisiklet yolları, düzenli kaldırımlar ve estetik aydınlatmalar bu dönüşümün görünen yüzü. Asıl değişim ise toprakla buluşan her yeni fidanla başlıyor. Çınar ağaçları, süs armutları ve alev çalıları…

Sayılar belki teknik bir veri gibi görünebilir ancak her biri, bu kentin geleceğine atılmış canlı imzalardır. Üstelik bu çalışmalar gelişigüzel değil iklime uyumlu, sürdürülebilir bir peyzaj anlayışıyla hayata geçiriliyor. Verimsiz toprakların yenilenmesi, alanın bitki dikimine uygun hale getirilmesi ve planlı bir yeşillendirme süreci, işin ne kadar ciddi ele alındığını gösteriyor.

Çünkü bugün kentler yalnızca büyümekle değil, nefes almakla da sınanıyor. İklim krizinin etkileri giderek daha görünür hale gelirken, şehirlerin yeşil alanları artık bir lüks değil, zorunluluk haline geliyor. Ağaç gölgeleri, sadece serinliğin değil aynı zamanda sağlıklı bir yaşamın, temiz havanın ve estetik bir çevrenin garantisidir.

Ancak burada önemli bir eşik var, bu çalışmaların kalıcı olup olmayacağı. Çünkü kent, yalnızca belediyelerin yaptığı projelerle değil, yurttaşların gösterdiği özenle de şekillenir. Yeni dikilen bir ağacı korumak, çim alanlara zarar vermemek, çevreyi temiz tutmak… Tüm bunlar küçük gibi görünen ama bir kentin kaderini belirleyen davranışlardır.

Unutmayalım ki bir kentin estetiği, sadece yapılan yatırımlarla değil, o yatırımlara gösterilen sahiplenmeyle anlam kazanır. Eğer bu alanlara birlikte sahip çıkarsak, bugün atılan adımlar yarının yaşam kalitesine dönüşür. Aksi halde en iyi projeler bile zamanla yıpranır, değerini kaybeder.

Diyarbakır’da başlayan bu ‘yeşil dönüşüm’, aslında daha büyük bir değişimin habercisi olabilir. Daha yaşanabilir, daha estetik ve daha sağlıklı bir kent için atılan bu adımların kalıcı olması, biraz da bizim elimizde.

Bahar geldi. Şimdi mesele sadece doğanın değil, kent bilincimizin de yeşermesi.

Hadi bakalım, rast gele hepimize …