Cahidi belki de en az kendisi kadar unutulmazı haline dönüşen ve şarkı olarak bestelenip söz olan kimi şiirleriyle de tanır okur!
Bu şiirlerden biri, şarkılarda varlık bulan ve her hâl û kârda illa ki muhabbet sofralarında dillere her daim pelesenk olan meşhur "Haydi Abbas" şiiridir.
Bir başkası “Gün eksilmesin penceremden”.
Ve bir diğeri “Memleket İsterim”dir…
Filozoflar demeye getirir ki; Geleceği tahayyül edebilme kapasitesi, aslında topluluk içinde yaşıyor olmanın bir anlamda varoluş felsefesidir.
foto altı: 2002 Cahit Sıtkı Tarancı evi; Mıgırdiç Margosyan, Vedat Günyol, Şeyhmus Diken, Kaya Özsezgin
Şairler haysiyete sığınarak; mısra kurarken sanki tam da bunu yaparlar.
O anki ruh halleriyle bütün biriktirdikleri üzerinden dizelerini metne dökerken bilmezler ki bir gün birileri çıkar ve sözlerle musikiyi harmanlar ve şair sözü de daha da bir berk geleceğe kalır.
Size üç şiir üzerinden üç hikâye anlatacağımı söylemiştim ya! Üçü de başta vurguladığım gibi Cahit Sıtkı Tarancı’ya ait.
Abbas şiirinin ünü artık dillere destan. Yedeksubay asker bir şairin hasretlik eski aşkının dile düşme hikâyesi.
Mardin’in Midyat ilçesi Cobin köyünden bir eli sakat ihtiyat askeri Abbas oğlu Abbas’ın şairin emir eri iken Beşiktaş’tan o eski sevgiliyi alıp getirilme emrivakisinin gerçekleşmemiş ve bir şiirin dizelerine mahpus kalmış hikâyesinin iz sürücülüğü…
Çok bilinen ve defalarca yazılan, şair tarafından da hikâyesi seksen yıl evvel yazıldığından tekrar etmeyeyim.
İkincisi ise sanki çok daha az hatta belki hemen hiç bilinmeyen “Gün eksilmesin penceremden” şiiri. Bu şiirin beste hikâyesini tarihin tozlu sayfalarından söküp alarak yazmak gerek.
Tarancı Diyarbakır’dan akrabası olup o yıllarda Ankara üniversitesi hukuk fakültesi öğrencisi olan Reşit İskenderoğlu ile Ankara Ulus’taki Cihan Palas otelinin altındaki Turan Lokantasında konuğu olarak oturuyorlardır.
Sohbetin, muhabbetin ilerleyen demlerinde lokantanın kapısı açılır ve içeriye beş, altı kişilik bir grup girer.
Grubun önünde olan uzun boylu gözlüklü şahısın gözüne Cahit ilişince, uzaktan iki elini birleştirip havaya kaldırarak kutlama işareti yapar. Şair olanca nezaketiyle tebessüm edip teşekkür zarafetinde bulunur.
Ve o zat yetinmeyip masalarına kadar gelerek “Üstat biraz evvel radyoda bir şiiriniz okundu. Yine radyoevini fethettiniz. O şiiri mutlaka besteleyeceğim” der.
Reşit İskenderoğlu “Hangi şiirdi” diye sorar. Ve “Gün Eksilmesin Penceremden” cevabını alır.
O zat masalarına veda edip ayrılınca Reşit bey, Cahide sorar “kimdi bu zat”! “Mesut Cemil Bey” der Tarancı.
Mesut Cemil kimdir peki! Tamburi Cemil Bey’in oğludur. Radyo yayınlarının başlangıcından itibaren radyonun bütün birimlerinde çalışmış biridir. Ankara Radyosunda ilk kez “klasik koro”yu kuran adamdır Mesut Cemil.
Babası, Dede Efendi’nin rahle-i tedrisinden geçmiş Hampartsum Limonciyan’ın kendi adıyla anılan “Hampartsum notası”nı çok iyi bilen biridir. İşte bu nota bilgi birikimi babadan yadigardır Mesut Cemil Beye. Ve Gün eksilmesin penceremden’in beste hikayesi de böyle çıkar ortaya.
Gelirsek üçüncü şiire artık neredeyse bir şiirsel “slogan”a dönüşen “Memleket İsterim”dir has şiir. Malum en son Bahçeli, Öcalan’a adaya yollamıştı ya şiiri. Sürpriz sayılmamalı! Değil mi ki Postacı filminde Neruda, mektuplarını getiren postacıya sorar; “şiirimi niye çalıp kendi şirinmiş gibi sevgiline okudun”. Postacı anında tarihe kalan cevabı şaire verir: “Şiir, ihtiyacı olanındır…”
Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
O halde sanki bir daha okumalı şiiri.
Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.
Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikayet ölümden olsun.
Bugün 13 Ekim 2026, Hemşehri Cahidin 1956’da kaybının 70. Seneyi devriyesi. Ben bu sabah biraz da Nazım’ın da-üs sıla hasretliği olan;
Memleketim, memleketim, memleketim,
ne kasketim kaldı senin ora işi
ne yollarını taşımış ayakkabım,
son mintanın da sırtımda paralandı çoktan,
Şile bezindendi.
Sen şimdi yalnız saçımın akında,
enfarktında yüreğimin,
alnımın çizgilerindesin memleketim,
memleketim,
memleketim...
dizelerini anımsayarak uzak düşen memleket hasretliklerine selam kabili Onur Akın’dan şiirin bestelenmiş halini dinleyeceğim…
Ama siz, siz olun sakın Ahmet Kaya’nın söz ve bestesi kendisine ait olan “Ya beni sararsa, memleket hasreti”ni dinlemeyin derim! Derbeder olursunuz…