Okula giden çocukların sağlığı da güvenliği de devletin sorumluluğundadır. Bu, bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de böyledir. Maraş'ta gerçekleşen katliamın sorumlusu da hükümettir.

Oğlum liseyi Diyarbakır'da, Şehitlik Lisesi'nde okudu. Okulu güvendiğim arkadaşlarım tavsiye etmişti ve hatta okul kaydını da kendileri yapmıştı. "Okulda" demişlerdi, "iyi öğretmen arkadaşlarımız var. Baran'a da sahip çıkarlar."
Bekar bir babaydım, İstanbul'dan Diyarbakır'a ricat etmiştim ve işlerim yoğundu. Baran'ın gittiği okulu ancak bir hafta sonra görebilmiştim. İtiraf edeyim, hem okul hem de okulun bulunduğu muhit tedirgin etmişti beni. Akşam, önerim üzerine, baba-oğul bir toplantı yapmış ve tedirginliğimi hissettirmeden, kaydını eve yakın liseye aldırmak istediğimi söylemiştim. Fakat Baran, okula alıştığını gayet güzel ifade ederek, teklifimi kesin bir dille geri çevirmişti.
Okula alıştığı doğru olmalıydı çünkü hiç üşenmeden ve aksatmadan, istikrarlı bir şekilde her sabah okula gitti. Bu iyi bir şeydi. Çünkü mesela akran zorbalığına maruz kalsaydı aksatırdı okulu, diye düşünmüştüm. Öğretmenleriyle de tanışınca içim biraz daha rahatlamıştı.
Fakat Baran, bir süre sonra, "Bana bir bıçak alalım" talebiyle geldi. Bıçağın özelliklerini de saydı. Küçük olacak, açılır kapanır olacak vesaire. Muhtemelen böyle bir bıçağı öğrencilerde görmüştü ya da bıçak satılan dükkanlardan birine girip incelemişti. Bıçağı kendisini korumak için istiyordu ve dediğine göre sınıftaki kızlar bile bıçak taşıyordu.
Küfür etmeye karşı çıkan çocuk bıçak istiyordu! İşte bu talep karşısında tüylerim diken diken olmuştu.
Elbette bıçak almadık ve konuyu şöyle bağladığımı hatırlıyorum: "Birini bıçaklamak vahşi bir şiddet. Senin, 'Birini bıçakladım' duygusuyla büyümeni, yaşamanı istemiyorum."
Bu cümleyi kurmak, tahmin edilebileceği gibi, hiç kolay olmamış, içimi parçalamış, uykularımı kaçırmıştı. Bıçak taşımasına karşı çıkarak çocuğu savunmasız mı bırakıyordum acaba?
Neyse ki Baran'ın hiçbir zaman bıçağı olmadı. Kimse onu, o kimseyi bıçaklamadı. Ona "İstanbullu" diye seslenen okul arkadaşları da artık onu adıyla çağırmaya başlamışlardı. Diyarbakır Türkçesiyle karşılaştığı zaman yaşadığı şaşkınlığı da bir süre sonra atlatmış, "oxılım" diye espriler yapmaya başlamıştı. Diyarbakır'a ve okuluna alışmış, kimi sorunlarla bıçak taşımadan başetmeyi öğrenmişti. Diyarbakır'da yaşadığı ve okuduğu 4 yılın keyifli geçtiğini bile söyleyebilirim.
Şöyle bir şey de vardı: Baran sıradan bir devlet lisesinde okuduğu için, eğilimi olmasa da, züppe olma 'şansını' kaybetmişti. Buna seviniyordum fakat yine de okulda olduğu saatlerde belli belirsiz bir tedirginlik yaşadığımı söylemeliyim. Baran'ı özel okula yazdırma düşüncesi 4 yıl boyunca sık sık geçti aklımdan. Tehlikede olmasın, varsın züppe olsun! Bu feci bir düşünceydi ve bu düşünceyi her yıl Baran bertaraf etti.
*
İyi bir öğrenci velisi miydim? İyi bir öğrenci velisi nasıl olur? İtiraf etmeliyim ki şimdi bile tam olarak bilmiyorum bu soruların cevabını. Baran'ın annesi iyi bir öğretmendir ve tâ İstanbul'dan yerinde müdahalelerde bulunuyor ve ikimizi yönlendirmeye çalışıyordu. Yanı sıra sezgilerimle ve oğluma sevgimle iyi bir öğrenci velisi olmayı idare ettiğimi düşünüyorum.
Baran'ın iyi bir öğrenci olmasından ziyade iyi bir insan, birey olması gerektiğini biliyordum. Merhametli, vicdanlı, duyarlı, ilgi alanlarında özgür bir insan... Bunun özel okul ya da bol harçlıkla sağlanmayacağını da hissediyordum.
Baskıcı olmadım ama Baran'a gözlerimin üzerinde olduğunu hep hissettirdim sanki. Benimle her konuda konuşabileceğini de... Bıçak talebini benimle konuşabilmesi, şimdi düşünüyorum da ikimiz için de büyük bir şanstı. Ve bu şansı ikimiz birlikte sağlamıştık.
*
Bütün bu özel durumları neden hatırladım? İyi bir baba olduğumu, iyi bir evlat sahibi olduğumu cümle aleme duyurmak için değil elbette.
Geçen gün aradığımda keyifsizdi Baran. Nedenini sorduğumda Siverek ve Maraş'taki okullarda yaşananları gerekçe gösterdi. Vaktiyle okula bıçakla gitmek isteyen çocuk, şimdi genç bir adam olarak, okul çocuklarının feci şekilde katledilmiş olmasından dolayı kederleniyordu.
Bu keder haksız değildi, bütün Türkiye'nin yas tutması gereken bir katliam yaşanmıştı Maraş'ta.
Televizyondaki programlara bakmaya çalıştım. Mide bulandırıcıydı çünkü kerameti kendinden menkul şahsiyetler hükümetin eğitim politikalarını aklama derdindeydi. Bu şahsiyetlere göre bu katliamların siyasetle hiç ilgisi yoktu mesela. Halbuki onlar da gayet iyi biliyor, hiçbir olay siyasetten bağımsız düşünülemez. Onlar da biliyor eğitim sistemindeki bütün sorunları. Ancak meşrepleri icabınca katliamları lokal hale getirmeye, münferit bir olay gibi lanse etme gayreti içinde yarışıyorlar. Bu arada okullar, öğretmenler ve öğrenciler tehdit altındaymış, umurlarında değil.
*
Okullar Baran'ın lise okuduğu yıllarda güvenli değildi, maalesef şimdi de. Ve bunun sorumlusu Milli Eğitim Bakanından başlayarak hükümetin kendisidir. Okula giden çocukların sağlığı da güvenliği de devletin sorumluluğundadır. Bu, bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de böyledir.
Fakat Siverek'teki katliam girişimi ile Maraş'ta gerçekleşen katliamın ardından hükümet ve hükümete yakın kesimlerin gündemi bambaşka oldu. Mesela bir trol ordusunun da katkısıyla katliamın sorumlusu olarak birtakım internet oyunları gösterildi.
Onlara göre laik ya da Batı tarzı eğitim, bu katliamların başlıca müsebbibiydi.
Onlara göre eğitimde din derslerine ağırlık verilmeliydi.
Onlara göre eğitim müfredatı yerli ve milli bir içerik kazanmalıydı.
Onlara göre kutsal aile yapısı korunmalıydı.
Onlara göre sosyal medya necraları bütün kötülüklerin kaynağıydı.
Onlara göre okullarda güvenlik güçleri bulunmalıydı.
Bu şekilde dikkatler hükümetin eğitim politikalarından uzak tutulmak istendi, isteniyor. Algı yaratılıyor ve katliamı lütuf gibi görüyorlar. Katliamı, yıllar yılıdır arzuladıkları eğitim sistemini kökten değiştirmek hayalini gerçekleştirmek için fırsata çevirmek istiyorlar
İzlemeye çalıştığım bir iki televizyon programında kimse hükümetin 23 yıllık politikalarına değinmedi.
Kimse öğretmenlerin itibarsızlaştırıldığından söz etmedi. Kimse öğretmenlerin ve öğrencilerin geçim sıkıntısını dile getirmedi.
Kimse eğitim kurumlarının liyakatsiz cemaat üyeleri tarafından doldurulduğunu söylemek cesaretini gösteremedi.
Kimse eğitimde eşitlik ilkesinin ortadan kaldırıldığını hatırlatmadı.
Kimse öğrencilerin beslenme hakkının sağlanması gerektiğine dikkat çekmedi.
Maraş'taki okulda gerçekleşen katliam laf kalabalığına gömülüp unutulmaya terk edildi bile.
Yazık.