Diyarbakır’da özellikle Urfa Yolu güzergâhında son yıllarda yapılan battı-çıktı projeleriyle trafik yükünün azaltılması hedeflendi. Kuşkusuz bu çalışmaların ulaşım açısından önemli katkıları da oldu. Araç yoğunluğunun belirli noktalarda azalması ve trafiğin daha akıcı hale gelmesi, şehir yaşamına nefes aldıran gelişmeler arasında yer aldı.
Benzer bir uygulamanın Elazığ Yolu üzerinde de yapılması zaman zaman gündeme geliyor. Elbette bu tür projelerin teknik boyutu şehir plancılarının, mühendislerin ve yerel yöneticilerin değerlendireceği bir konudur. Ancak işin bir de hepimizi ilgilendiren yönü var: Bu yapıların şehir estetiğine katkısı.
Battı-çıktıların inşa edilmesi önemli. Fakat bu yapıların çevresinin nasıl değerlendirildiği de en az onlar kadar önemli olmalı.
Özellikle köprü altlarında yapılacak -ki yapılması şarttır- düzenli peyzaj çalışmaları, yeşillendirme uygulamaları ve estetik ışıklandırmalar, şehrin görünümüne ciddi bir değer katabilir. Günümüzde birçok şehirde altyapı projeleri yalnızca ulaşım ihtiyacını karşılamakla kalmıyor, aynı zamanda yaşam alanlarını güzelleştiren unsurlar haline getiriliyor.
Bunun yanında, gelecekte yapılacak projelerde farklı çözümler de değerlendirilebilir. Örneğin battı-çıktıların biraz daha derin planlanması ve bu alanların toplu ulaşım duraklarıyla entegre edilmesi mümkün olabilir. Yolcuların güvenli ve düzenli bir şekilde bu alanlarda inip merdivenlerle üst seviyeye ulaşması, hem trafik akışını rahatlatabilir hem de daha modern bir ulaşım deneyimi sunabilir.
Hatta uygun alanlarda küçük büfeler, satış noktaları veya sosyal kullanım alanları oluşturularak yeni istihdam imkânları da sağlanabilir. Böylece bu bölgeler yalnızca geçiş noktaları olmaktan çıkar, yaşayan şehir mekânlarına dönüşebilir. Bu konuda örnek alınabilecek pek çok şehir bulunuyor. Özellikle büyükşehirlerde ulaşım projeleri, yalnızca bugünün ihtiyaçlarına göre değil, geleceğin gereksinimleri de düşünülerek tasarlanıyor. Çünkü kentler sadece 10 ya da 20 yıllık planlarla yönetilmez. Gerçek anlamda şehircilik, en az 50 hatta 100 yıllık bir vizyon gerektirir.
Evet sevgili kentimiz, uzun yıllar kayyumlar tarafından yönetildi ve HİÇ BİR ŞEY YAPMADILAR. Bu anlamda, bu kentte yaşayan biri olarak hakkımı helal etmiyorum. Ama, zararın neresinden dönülse mutlaka bir kar vardır.
Diyarbakır’ın yeni yerleşim alanlarında gördüğümüz geniş bulvarlar ve uzun caddeler, planlı şehirleşmenin insan psikolojisine bile nasıl olumlu yansıdığını gösteriyor. Ferah yollar, düzenli yaşam alanları ve güçlü altyapı, şehrin geleceğine yapılan yatırımdır.
Demek ki istenince oluyor. O halde neden battı-çıktılar sadece trafiği rahatlatmakla kalmasın? Neden aynı zamanda şehrin estetiğine, sosyal hayatına ve geleceğine de katkı sunmasın?
Diyarbakır’ın büyüyen ve gelişen yapısına yakışan da tam olarak budur.