Türkiye’nin 7 bölgesinden İstanbul’un 7 tepesine, gökyüzünün 7 katından gökkuşağının 7 rengine kadar hayatın pek çok alanında karşımıza çıkan “7” sayısı, bu kez gastronomi açısından gündeme taşındı. Gastronomi Yazarı ve Danışman Chef Mehmet Kudat, “Dünyanın 7 harikası varsa, gastronominin 7 harikası neden olmasın?” sorusuyla yeni bir tartışmanın kapısını araladı.

Kültür, tarih ve toplumsal hafızada yüzyıllardır farklı anlamlar taşıyan “7” sayısı, bu kez gastronomi perspektifinden ele alındı.
Dünyanın 7 harikası varsa, gastronominin 7 harikası neden olmasın? “Yerin altı neden 7 kat?”, “Soyumuz neden 7 göbek?”, “Gül neden 7 veren?”, “Ejderha neden 7 başlı?”, “Cehennem neden 7 kapı?” ve “Dünya neden 7 kıta?” gibi kültürel hafızada yer etmiş ifadeler de bulunuyor. Bu örneklerin her birinin farklı tarihsel, kültürel, dini veya bilimsel açıklamaları olabileceğini belirten Kudat, asıl dikkat çekmek istediği noktanın ise 7 sayısının kültürel hafızamızdaki güçlü yeri olduğunu ifade ediyor.
Türkiye’nin gastronomik zenginliğinin en önemli unsurlarından biri coğrafi çeşitlilik. Karadeniz’in hamsi, mısır ve karalahana kültürü; Ege’nin zeytinyağlıları, sebzeleri ve yöresel otları; Akdeniz’in narenciyesi ve deniz ürünleri; Güneydoğu Anadolu’nun et, bulgur, baharat ve kebap kültürü; Doğu Anadolu’nun hayvansal ürünleri ve tahılları; İç Anadolu’nun buğday, bakliyat ve hamur işleri; Marmara’nın ise farklı coğrafyalardan gelen mutfakların buluşma noktası olması, Türkiye’nin gastronomik çeşitliliğinin boyutunu ortaya koyuyor.

7 coğrafi bölge, aynı zamanda Türkiye’nin farklı mutfak karakterlerinin okunabileceği önemli bir kültürel harita niteliğinde. Gastronomi yalnızca tabakta görünen yemekten ibaret değildir. Bir yemeğin arkasında coğrafyanın, tarımın, iklimin, göçlerin, inançların, aile yapısı ve toplumsal hafızası bulunuyor. Tariflerin nesilden nesile aktarılmasının da kültürel miras açısından büyük önem taşır.

“7 göbek” ifadesinin nesiller ve köklerle, “7 veren” ifadesinin ise bereket ve süreklilikle ilişkilendirilmesinden hareketle Kudat, benzer sembollerin gastronomi kültüründe de araştırılabileceğine işaret ediyor.
Çünkü Anadolu mutfağında bir tarifin yıllarca, hatta yüzyıllarca aileler ve toplumlar arasında aktarılması, yalnızca yemek kültürünün değil, kültürel hafızanın da devamlılığını sağlıyor. Yerel ürünlerin, unutulmaya yüz tutmuş reçetelerin, geleneksel pişirme tekniklerinin ve bölgesel sofra kültürlerinin kayıt altına alınması gerekiyor. Türkiye’nin gastronomi hazinesi yalnızca restoranlarda bulunmuyor. Köylerde, evlerde, yerel üreticilerde ve kuşaktan kuşağa aktarılan tariflerde büyük bir gastronomi hafızası yaşama devam ediyor.
Türkiye’nin gastronomideki 7 harikası hangileri olmalı?
7 yemek mi?
7 yöresel ürün mü?
7 pişirme tekniği mi?
7 geleneksel sofra kültürü mü?
Yoksa 7 farklı gastronomi hikâyesi mi?
Değişmeyen gerçek şu: “Türkiye’nin gastronomi zenginliği, 7 bölgeye sığmayacak kadar büyük. Asıl hedef, Anadolu’nun binlerce yıllık mutfak hafızasına yeniden bakmaktır”