Suriye’de Kürt meselesi, var olan tartışmaların gölgesinde kalıyor. Kürtlerin yıllardır bastırılmış hakları ve bugün hâlâ karşılanmayı bekleyen meşru talepleri var. Meseleye ideolojik ya da dış politika refleksleriyle değil, hak ve hukuk penceresinden bakıldığında tablo çok daha netleşiyor.

Kürtler, Suriye’nin ‘sonradan ortaya çıkmış’ bir unsuru değiller. Yüzyıllardır bu coğrafyada yaşayan, ülkenin demografik, kültürel ve ekonomik dokusunun parçası olan yerli bir halktan söz ediyoruz. Buna rağmen Baas rejimi döneminde Kürtler sistematik bir inkâr ve asimilasyon politikasıyla karşı karşıya kaldı. On binlerce Kürt ‘yabancı’ statüsünde bırakıldı, vatandaşlık hakkı ellerinden alındı, topraklarına el konuldu. İnsanın kendi ‘öz vatanında’ bu tür durumlarla karşı karşıya kalması ne acı değil mi? Kürtçe konuşmak, yazmak, eğitim vermek fiilen yasaklandı. Bu tablo karşısında bugün dile getirilen taleplerin ‘ayrıcalık’ değil, gecikmiş hak talepleri olduğu açık.

Suriye Kürtlerinin en meşru talebi, etnik kimliğinden bağımsız olarak herkesle eşit yurttaş muamelesi görmektir. Vatandaşlık hakkının eksiksiz tanınması, kamu hizmetlerine erişimde ayrımcılığın sona ermesi ve devlet kurumlarında adil temsil, Kürtler için olmazsa olmaz niteliktedir. Bir coğrafyada eşitlik sağlanmadan birlik de mümkün olmaz.

Bir halkın dili ve kültürü, varoluşunun temelidir. Kürtlerin Kürtçe eğitim, yayıncılık ve kültürel faaliyet hakkı istemesi, Suriye’yi bölme girişimi değildir. Aksine ülkeyi daha kapsayıcı hale getirme çabasıdır. Anayasada Kürt kimliğinin tanınması, yalnızca Kürtler için değil, Suriye’nin çok kültürlü yapısının korunması açısından da hayati önemdedir.

IŞİD’e karşı verilen mücadelede Kürtler, ağır bedeller ödedi. Binlerce insan hayatını kaybetti, şehirler yıkıldı. Bu mücadelenin sonunda ortaya çıkan fiilî yönetim deneyimi, tüm eksiklerine rağmen kadınların, azınlıkların ve farklı inanç gruplarının daha görünür olduğu bir alan yarattı. Kürtler bugün, bu kazanımların yeni bir siyasi uzlaşmada yok sayılmamasını istiyor. Bu da, son derece haklı bir beklentidir.

Suriye’de Kürtlerin talepleri, ne radikal ne de maksimalisttir. Eşitlik, kimlik, katılım ve güvenlik… Dünyanın herhangi bir yerinde meşru kabul edilecek bu talepler, Ortadoğu özellikle de Kürtler söz konusu olduğunda nedense ‘tehdit’ olarak okunuyor. Oysa Suriye’nin gerçek anlamda toparlanması, Kürtler’in haklarının tanındığı, kimliklerinin güvence altına alındığı bir toplumsal sözleşmeyle mümkün olabilir. Kürtleri bastırarak kurulacak bir düzen, yalnızca yeni krizlerin habercisi olacaktır. Hak ve haklı taleplerin karşılandığı bir Suriye ise, herkes için daha kalıcı bir barış ihtimalini beraberinde getirebilir.