Tarihin taşlara kazındığı kadim kent Diyarbakır Surları, bir kez daha ateşin ve sesin diliyle konuştu. Yüzyıllardır sayısız medeniyete tanıklık eden bu surların üzerinde bu kez kadınlar vardı. Ellerinde meşaleler, ritmi kalbe vuran erbaneler ve gökyüzüne karışan umutla…
Her yıl baharın gelişini simgeleyen Newroz, Diyarbakır’da yalnızca bir takvim günü değildir. Bu kentte Newroz; hafızadır, mücadeledir, yeniden doğuştur. Özellikle kadınların öncülüğünde yapılan bu kutlamalar ise bu anlamı daha da derinleştirir. O gün surlardaysanız ilk dikkatinizi çeken şey ışık olur. Karanlık bir gökyüzünün altında yanan onlarca meşale…
Ancak bu yalnızca bir ışık değildir. Bu, yüzyıllardır karanlığa karşı yakılan bir umudun simgesidir. Surların taş duvarlarına vurup çoğalan bu alevler, aslında bir halkın hafızasını aydınlatır. Kadınların surların üzerinde yan yana dizilişi ise başlı başına güçlü bir anlatıdır. Tarih boyunca çoğu zaman görünmez kılınan kadınların bugün bu kadim surların üzerinde Newroz’un ateşini taşıması, bir sembolden çok daha fazlasıdır.
Bu görüntü, toplumsal hafızada yer eden bir dönüşümün ifadesidir. Erbanenin sesi ise bu gecenin kalp atışı gibidir. Her vuruş, geçmişten bugüne uzanan bir ritmi hatırlatır. O ritim; köy meydanlarında, şehir sokaklarında, dağ eteklerinde ve şimdi de surların üzerinde yankılanır. Bu ses yalnızca bir müzik değildir; bir çağrı, bir birlik ve dayanışma duygusudur.
Diyarbakır’da Newroz’un surlarda kutlanmasının ayrı bir anlamı vardır. Çünkü bu surlar sadece bir savunma yapısı değil, aynı zamanda kentin kolektif hafızasının duvarlarıdır. Bu duvarlar savaşları, barışları, göçleri ve direnişleri gördü. Şimdi ise kadınların öncülüğünde yakılan Newroz ateşine tanıklık ediyor.
Belki de bu yüzden Newroz yalnızca baharın gelişi değildir. Aynı zamanda yeniden ayağa kalkmanın, yeniden umut etmenin ve birlikte var olmanın sembolüdür. Ve Diyarbakır’da, surların üzerinde, kadınların yaktığı o meşaleler bize bir kez daha şunu söylüyor:
Bazı ateşler sadece yakılmaz, tarihi aydınlatır.