Evet, yıllar sonra kar kurak kente serserice yağıyor. Yıllar sonra pencereden kar taneleri havada raks ederek düşüyor.

Ve yıllar sonra, yaşamın kıyısında ki anıların gölgesinde karda yürümenin heyecanı nüks ediyor.

Ama bu heyecanı yaşayamayacaklar da var. Belki onlar beton duvarlar ortasındadır, belki de metropolün yalnızlığında, bağrına beton basmış şahıslardır. Yani her durumda tutkulu ve tutukludur. Fırsat varken şimdi karda yürüme zamanı diye düş’leniyor.

Belki bu düş’üşlerle karlı zamanlarda ki efsuni hayallerine yürüyüşünü hatırlar. Belki de hayallerinden düş’tüğü yaralı anlar, olağan tekrarlı hayatında nüks eder. Emin adımlarla, her şeye rağmen, bu oldukça soğuk havada yürüyebilme şansına sahip olmanın dayanılmaz hasretiyle yığınla karı basarak ilerlemektedir.

Ama yolun öte tarafında zorunlu ikamette tabi olanlar için yürümek, ancak gün boyu hem bilinç altında hem de bilinç üstünde bir hikaye, ya da bir romana ait tutuklu kurgulara dairdir. Çünkü gökyüzüne açılmış pencereden kar tanelerini görenler için yürümek ancak bir hayal meselesidir. Onlar her beyaz taneciğin raks ederek gözlerden düş’üşünde, hep bir başka hayale düş’erler. Ama o dansı seyretmek hayallerinde ayrı bir umut hissi yaratır.

Şimdi karda adım, adım, tüketim mağazalarında, kredi kartıyla aldığı sözde su geçirmez botlarıyla yürürken, o umudu hissederek ısınmaktadır. O kadar ısınmıştır ki bu taksitli ve faizli botlar ayaklardan sökülüp atılmalıdır. Hatta aynı mağazadan alınan deri şapka da bir kenara atılmalıdır.

Belki çocuk ve kadın işçilerin artı değeriyle üretilip tüketim mağazalarına konulan botlar ve deri şapkalara, o yarım asgari ücretli işçiler kadar yabancıdır. Belki de bilinçaltı ve bilinç üstünü meşgul eden onca kent toplumu sorunu gibifazlalıklarından kurtulmalıdır.

Artık kafadan ayağa, paranın saltanatı altında ki kente dair her şey atılmalıdır. Ve umut yüklü düşlerle baldırı çıplak yürünmelidir.

Evet, yalın, çıplak ve sade yürümeye devam edecektir. Ama gökyüzünde raks eden taneleri izleyen belki bu fazlalıklarla yürümeyi hayal etmektedir. Şanslıdır çünkü sadece dışarıya salıverilme ihtimali ona özel hukuk kadar yakındır. Çünkü her bir bireye karşı işlediği hiçbir suçu yoktur.

Şimdi dışarıda karda yürüyenler birbirlerine karşı suçlarını artırmakla meşguldür. Afzede küçük haydutlar, kendilerini büyük haydutlardan korumaya çalışmakta ve bir daha ki afta silinecek suç karnesi yeniden düzenlenmektedir. Onlar için karlı yollar hiçte engel değildir ki, deprem sonrası gibi birbirlerini muhakkak suçlatacaklardır.

En iyisi karda baş açık ve yalınayak ve duru bir yürekle yürümeye devam etmektir. Ama her adımda gökyüzünde kar tanelerinin dansını seyreden hayalleri tutuklu adamdan uzaklaşmakta ve ayrıca hüzünlenmektedir.

Çünkü, biliyor ki kar bile eşitsizliğe çare değildir. Kar küreği belki de kar uzaklaştırma makineleri geride bıraktığı site yöneticisi ve göbekli maaşlı nüfuzluların kullanım önceliğindedir. Çünkü liyakatsiz ve torpile adresli kar temizleme makineleri kendi mekanına karlar eridikten sonra belki uğrayacaktır.

Etrafta herkes onun gibi çıplak ayakla yürümemektedir. Belki karda yalınayak yürüme eşitliği için mücadele etmelidir. Zaman geçmektedir. Cep telefonuna bakamadığı için yeni gelişen haydutluklardan bihaberdir.

Mutsuz olduğunun farkındadır, çünkü telefona bakma ihtiyacı diye, karlı ayaklarıyla ruhsal çöküntüye girmiştir.

Ve çünkü her kent sakini gibi, şimdilik çaresi olmayan bir sosyal medya bağımlısıdır. Çıplak elleriyle telefona uzanırken kendisini, gökyüzünden kar tanesi izleyene şikayet etmektedir.

Şimdi, kentte neler olmaktadır?

Şimdi, memlekette neler olmaktadır?

Şimdi, dünyada neler olmaktadır?

Kim kendisine neler saydırılmıştır?

Neden kar yağmadığı zamanını özlemektedir?

Caddede paralı kıyafetler ve botlarla insanlar yürümektedir. Bilinçaltları ve bilinç üstleri nedir?

Bu soruların muhatabı sadece kendisi midir? Bir kendisi mi etkilenmiştir.

Öyle ya kendisi dışında kimse baldırı çıplak değildir. Kendini iki asır önce yeni kurulan makineli bezirgancı düzene karşı çıkan baldırı çıplak isyancılar gibi hissetmektedir. Ama o sadece yıllar sonra kar yağan beton bir kentte yaşamaktadır. Artık kardan yola doğru çıkmalıdır. Çünkü geçmişte kar yanığı ile nahoş bir tanışıklığı vardır. Botlarını epey geride bırakmıştır. ‘Ayaklarım donacak’ diye düşünürken, gökyüzünde kar taneleri raksını izleyenden aldığı umuda doğru düşlerle kar yanığı hala beklemededir.

Aslında kar yanığı unutturulan bir hafızanın işaretidir. Belki bu baldırı çıplak halde ki yürüyüşüyle kentin hafızasına bir işaret bırakabilecektir. Kentin bezirganları sıcak yerlerinden sosyal medya ile birbirlerini lekelemeye ve tekmelemeye çalışırken; o sade, yanık çıplak baldırıyla, yeni bir yıla, gökyüzünde kar tanelerinin raksıyla, karlı sokaklara yayılan umudun düşleriyle girmektedir.

Ve baldırı çıplakların bu havalarda az olmadığını iyi bilmektedir.