En hafif hastalıklardan biri olan gribe yakalanmanın ilk belirtileri vardır.

Mesela bende bir boğaz gıdıklanması başlar. Ve ben bu gıdıklanma ile muhatap olur olmaz hemen gerekli çalışmalara başlarım.

Çalışmalar dediğim, önlem anlamında yani.

İşte evdeysem, C vitamini olarak zengin ürünler kullanırım. Olmadı bitki çaylarından yararlanırım. Baktım ki bunlar da etkili olmuyor, daha beni zorlamadan doktora gider derdimi anlatır ve ilaçlarımı alırım.

Gerisi Allah kerim deyip dinlenmeye çekilirim.

2 milyon nüfusunun kapısına dayanmış, her an gelişme gösteren ve hepimizin gözbebeği Diyarbekir için birkaç gün önceden bir afeti andıracak kar yağışının yapılacağına dair yetkililer tarafından ikazlar yapıldı mı? Yapıldı.

Ben şahsen hazırlıklı olmak adına, daha kalın elbiselerimi, annemin ördüğü çoraplarımı ve bolca kaşkol-bere hazırlığımı yaptım.

Ay başında beni zorlayacağını bilmeme rağmen doğalgaz derecesini de yükselttim ve C Vitamini takviyesi yaptım. ‘Tedbir ve takdir’ arasındaki köprüyü sağlam tutmam gerekiyordu. Karlar yağdı, kent kartpostallık görüntülere büründü.

İlk saatlerde birçoğumuz sosyal medyada kullanılmak üzere fotoğraf ve videolar çektik. Ama olay sadece böyle değildir. Bize konu olan karlı sokak ve caddelerin temizliği beklenirken, bir de baktık ki ‘Yetersizlik’ var. Tek bir kurumu ve kişiyi ve kuruluşu ve saati ve dakikayı eleştirmek değil derdim.

Derdim, ortada düpedüz bir ‘hazırsızlık’ var ve bu durum kent olarak ‘hazımsızlık’ yaşamamıza neden oluyoru konuşmak. Medeni dünyanın en önemli tavırlarından biri de ellerinde sürekli bir ‘çuvaldızla’ yaşamaları.

Bizde çuvaldız, ya ‘yeminli düşmanlık’ olarak kullanılıyor ya da ‘yeminli dostluk’.

Oysa hayat yeminli yaşamaktan uzak durmayı gerektirir.

Bunları yazarken, kentimizdeki 8-10 yıllık irade gaspının neden olduğu kimi ‘yokluları’ göz ardı etmiyorum. Ama yat-kalk bu yokluklarla yürümek anlamlı ve anlaşılır bir şey de değil kanımca.

Bir afetin haberi alınmışsa, buna hazırlanmak zor bir şey olmasa gerek.

Hiç yoksa elde avuçta, borç-harç edilir ve olabilecek mağduriyetleri minimize etmeye çaba sarf edilir. Kentin, gözle görülür ana artellerinin dışında birçok cadde ve sokak hala kar ve buz altında.

Hala dediğim neredeyse bir hafta geçti. Karlar altında kalmış araçlar, cam haline dönmüş kaldırımlar ve bunların yarattığı mağduriyetler.

Felaket tellallığı yaptığımı kimse söylemesin lütfen.

Bakın cadde ve sokaklarımızdan ‘temizleyemediğimiz’ kar ve donun üzerine hafta sonu tekrar bir kar yağacak. Ve bu artı bir kaosa neden olabilecek.

İlki bizi hazırlıksız yakaladı diyelim, ikinci olası tufana hazır mıyız?

Lütfen olalım. Lütfen …