Ahde vefa… İki kelime. Söylemesi kolay, taşıması ağır. Çoğu zaman vefayı insanlarla aramızdaki bir mesele olarak düşünüyoruz. Verilen bir sözü tutmak, yapılan iyiliği unutmamak, eski bir dostu şartlar değişince geride bırakmamak… Evet, bunların hepsi vefanın bir parçası.
Fakat insan yalnızca insana mı vefa gösterir?
Bana kalırsa insanın doğduğu sokağa, büyüdüğü şehre, kendisinden önce yaşamış insanlara hatta kendisine bırakılan hafızaya karşı da bir ahdi vardır.
Hiçbirimiz hayata boş bir sayfanın ortasında başlamıyoruz. Bizden önce söylenmiş sözlerin, kurulmuş şehirlerin, yazılmış kitapların, edilmiş duaların ve verilmiş mücadelelerin devamına doğuyoruz. Biz orada doğduysak, yaşıyorsak ve yürüyorsak bunun bir sebebi var. Bu sebebi anlamak da doğduğumuz yeri anlamaktan geçiyor bana kalırsa çünkü üzerinde yürüdüğümüz taşın bile bizden eski bir hikâyesi var.
Hele söz konusu Diyarbakır ise…
Bu şehirde bazen bir taşa dokunmak, yüzlerce yıllık bir kitabın kapağını aralamak gibidir. Binlerce yılın tanığı, savaşların, dostlukların, iyiliklerin, kötülüklerin Nice hekim, âlim, şair, düşünür ve sanatçı bu sokaklardan geçti. İnsanlar doğdu, yaşadı, üretti ve gitti. Fakat bıraktıkları izler şehrin hafızasında saklı kaldı. Üstadın da dediği gibi: Sırrını surlarına fısıldayan şehir…
Belki de ahde vefa tam burada başka bir anlam kazanıyor. Geçmişi yalnızca övmek değil, onu öğrenmek, anlamak ve hissetmek. Bana kalırsa asıl mesele şehri yalnızca sevmek değil, onu anlamaya çalışmak. Mirasıyla gurur duymak kadar o mirası sonraki kuşaklara aktarabilmek…
Çünkü hatırlanmayan şey bir süre sonra kaybolur. Kaybolan yalnızca birkaç isim veya eski bir hikâye değildir; insan, geçmişiyle arasındaki bağı kaybettiğinde kendisinden bir parçayı da kaybeder.
Kalp ile tasdik, dil ile ikrar burada da geçerlidir. Bu yüzden şehrin hafızasını konuşmayı kıymetli buluyorum.
Bu cumartesi, 26 Eylül 2026, TÜYAP Diyarbakır 10. Kitap Fuarı’nda benim için de anlamı tam olarak burada saklı olan bir buluşmada olacağız. Şeyhmus Diken ve Prof. Dr. Cenap Ekinci ile birlikte “Kadim Şehrin Bilim, Tıp ve Kültür Tarihi” başlıklı söyleşide Diyarbakır’ın yalnızca taşını, sokağını değil; yüzyıllar boyunca biriktirdiği bilimsel, tıbbî ve kültürel hafızasını konuşacağız.
Belki bu da bizim bizden önce bu şehirde düşünenlere, yazanlara, iyileştirenlere, öğretenlere ve iz bırakanlara ahde vefamızdır.
Bazı borçlar ödenmez sevgili okur. Hatırlanır, anlatılır ve bir sonraki nesle emanet edilir.
Emanete vefa da ahde vefadandır.