Türkiye’nin birçok kentinde olduğu gibi, Diyarbakır’da da takvim yalnızca günleri değil, hafızayı da taşır. Burada her özel gün; bir yürüyüş, bir basın açıklaması ya da bir anma programıyla karşılanır. Kimi zaman bir meydanda toplanılır, kimi zaman tarihi surların gölgesinde bir araya gelinir.
Ama değişmeyen tek şey vardır: Birlikte hatırlama ve birlikte ses verme arzusu.
8 Mart’ta kadınlar alanlara çıkar, 1 Mayıs’ta emekçiler pankartlarını açar, 10 Aralık’ta insan hakları savunucuları basın metni okur. Ulusal bayramlarda öğrenciler, sivil toplum kuruluşları ve kamu kurumları kortejler oluşturur. Bazen kalabalık büyür, bazen katılım sınırlı olur; ancak o günün anlam ve önemine dair bir söz mutlaka söylenir. Diyarbakır’da özel günler, yalnızca sembolik etkinlikler değildir. Aynı zamanda toplumsal hafızanın canlı tutulduğu anlara dönüşür.
Kentin geçmişten bugüne taşıdığı birikim, bu günlerde yeniden görünür olur. Sivil toplum kuruluşları, meslek odaları, barolar, sendikalar ve çeşitli platformlar ortak açıklamalar yapar. Kurumlar kendi bakış açılarını kamuoyuyla paylaşır. Kimi zaman talepler dile getirilir, kimi zaman eleştiriler yükselir, kimi zaman da dayanışma mesajları verilir. Elbette eleştirenler de vardır. “Her özel günde aynı açıklamalar, aynı sloganlar” diyenler az değildir. Ancak bir kent için hatırlamak, susmamaktan geçer. Çünkü unutulan her mesele zamanla sıradanlaşır.
Diyarbakır’ın refleksi ise tam da burada devreye girer: Unutturmamak. Bu şehir, tarih boyunca sözünü meydanlarda söylemiş bir kenttir. Belki de bu yüzden özel günler burada sıradan bir takvim yaprağı olmaktan çıkar; kolektif bir hafıza pratiğine dönüşür. Katılan olur, uzaktan izleyen olur; ama o günün varlığı hissedilir. Sonuçta özel günler, yalnızca anma ya da kutlama değildir. Aynı zamanda bir kentin nabzını ölçme fırsatıdır. Diyarbakır’da her özel gün, bu nabzın yeniden attığını gösterir.
Ve şehir, bir kez daha kendi sesiyle kendini hatırlatır.