Diyarbakır denilince akla Surlar, Dicle, Hevsel gelir. Bir de yaz sıcağında kesildiğinde çocukluğumuzu hatırlatan o kocaman karpuzlar… Diyarbakır karpuzu, aslında sadece bir tarım ürünü değil, bu şehrin hafızasının da bir parçasıdır.

Dicle'nin kıyısındaki verimli topraklarda yetişen Diyarbakır karpuzu, özellikle geleneksel üretimde nehrin sularının çekilmesiyle ortaya çıkan alanlardan yararlanılarak yetiştirilir. Ekim dönemi genel olarak nisan ve mayıs aylarına, hasat ise çeşide ve yetiştirme koşullarına bağlı olarak özellikle ağustos ayının sonlarına denk gelir. Sürme tipi, Diyarbakır karpuzunun en iri ve en çok bilinen tipidir.

Fakat Diyarbakır karpuzunu değerli kılan yalnızca büyüklüğü değildir.

Onun arkasında yılların üretim tecrübesi, toprağı tanıyan çiftçinin emeği ve kuşaktan kuşağa aktarılan bir gelenek vardır. Zaten bu nedenle Diyarbakır Karpuzu, coğrafi işaretle tescil edilmiştir.

Geçmişte 50 kilogramı aşan karpuzların yetiştirildiği Diyarbakır'da bugün de her yıl düzenlenen festivalde, dev karpuzlar tartıya çıkıyor. Ancak bu yarışmaların anlamı, birkaç on kilogramlık bir karpuzun birinciliğinden çok daha büyük.

Çünkü bu gelenek yeni değil.

Diyarbakır'da karpuz festivallerinin geçmişi 1967 yılına kadar uzanıyor. Festival geleneği çeşitli dönemlerde kesintiye uğrasa da 1990'lı yıllarda yarışmalar yeniden yapılmaya başladı, 2011'den itibaren ise festival düzenli bir etkinlik kimliği kazandı.

Bugün festival zamanı geldiğinde yalnızca üreticiler değil, çocuklar ve aileler de meydanları dolduruyor. Karpuz yeme ve yuvarlama yarışmaları, dev karpuzlar ve üreticilerin heyecanı, Diyarbakır'ın yaz sonuna ayrı bir renk katıyor.

Ama bütün bu şenliğin içinde bence daha önemli bir mesele var.

Bu geleneği yarına taşıyabilmek.

Çünkü bir karpuzun 40 ya da 50 kilo gelmesi elbette dikkat çekici. Fakat asıl değerli olan, o karpuzun tohumunu, yetiştirme bilgisini ve üretim kültürünü gelecek kuşağa aktarabilmek.

Bu yıl yapılan etkinlikte, büyük emekler verilerek yetiştirilen karpuzlardan 47.900 kg olanı birinci olarak seçildi ve ödüllerini aldı.

Diyarbakır karpuzunun hikâyesi biraz da Diyarbakır'ın hikâyesidir.

Dicle'nin suyu, güneşin sıcaklığı, toprağın bereketi ve çiftçinin emeği aynı yerde buluşur. Sonra bir karpuz büyür.

Eylül ayında insanlar onun etrafında toplanır.

Kimi kilosuna bakar, kimi fotoğrafını çeker, kimi tadına bakar.

Ama üretici bilir ki o karpuzun ağırlığı terazide ölçülür, değeri ise yılların emeğinde saklıdır.

Belki de Diyarbakır karpuzunu bu kadar özel yapan tam olarak budur:

O, yalnızca büyük bir karpuz değil; bir şehrin toprağından çıkan büyük bir hatıradır.