Onu gece uyandıran neydi? Düşünse onca sebep bulabilirdi. Yanı başında duran cep telefonuna baksa birkaç sebep kendini hemen gösterecekti. Ancak uykusunu bir daha yakalayamama endişesiyle yanıbaşında ki telefona uzanamıyordu.
Oysa orada merak ettiği onca konu, yanıt vermesi gereken onca mesaj ve öğrenmek zorunda olduğu, gözüne batacağı onca gerçek mesele vardı. Hesaplarında borç faizi arttığı için mobil banka gibi can sıkıcı uygulamalar da onu telefondan caydıramadı ve elleri telefona uzanıverdi.
Belki diğerleri gibi telefona bağımlı bir hastaydı.
Belki de telefon, sisteme bağlı köleliğinin ayak zinciriydi.
Ne yazık ki dünya çağdaş köleleriyle beraber artık ‘sosyal medya’ ile dönüyordu. Gündüz gittiği kitap fuarında bile insanlar cep telefonlarına baka baka yürüyor, kitaplar stand denilen bitişik masalarda yığılmış halde birbirine bakıyordu.
Dayanamadı, yine telefonda gezinmeye başladı.
Sosyal medya diliyle bir fenomen bir milyonunca takipçiye ulaştığını paylaşmıştı. Artık ünlü biri olan fenomen ‘ Bir milyon takipçisi sadece bir sayı değil emek, sabır ve tutkunun karşılığı ..’ diye başlayan bir açıklamayla bir milyonuncu takipçiye ulaştığını müjdeliyordu.
Mesajlar içinde üye olduğu bir sosyal medya grubunda , bir mesajda bir cümle dikkat çekiciydi ‘ Sonê Abla ölmüş’
Haberin altında takipçi sayısının azlığından bu haberin sosyal medyanın dikkatini çekmediği anlaşılıyordu.
Elbette o bir sosyal medya fenomeni değildi. En başta cep telefonu yoktu.
Oysa iki hafta önce yerel basın ve sosyal medya grupları onu haber yapmak için bir biriyle yarışmıştı.
Sokakta ki kimsesizliği haber olmuştu.
Sokakta hasta oluşu haber olmuştu.
Sokakta ki yoksulluğu haber olmuştu .
Demek ki dertleri Sonê Abla’dan ziyade o anda sosyal medya yarışıymış. Çünkü o anda Sonê Abla ‘haber değeri taşıyan bir nesnesiydi. Bu günümüz diliyle ‘medyatik olma hali ‘ onun belki hastaneye yatırılmasına da neden olmuştu.
Bunu bir köşe yazarı ‘ Ya Sonra ‘ diye kaygısını , meseleyi hikayeleştirerek aslında katı gerçekliği , unutulmasın diye yazmıştı. Sonê Ablanın kendisi gibi yazı da göz ardı edilmişti.
Evet, Sonê Abla yaşamını yitirmişti, ama ilki gibi kimsenin dikkatini çekmemişti.
Belki batırılan fon ve milyarlarca paranın gidişini izlemek daha medyatikti.
Belki de daha mühim meseleler vardı.
Yarın ki işleri için son bir kez telefona bakıp kapatmaya karar verdi. Çünkü ona köyde ki işleri için bir tarım işçisi lazımdı . Bunun için gündüz arkadaşını aramıştı
“ Adam cep telefonu kullanmıyor ? Yarın eski mahalleye git. Şimdi park yapılmış eski belediye binasının olduğu yerde dur. O seni bulur.”
Şok hakindeydi. Bu devirde hala cep telefonu kullanmayan vardı. Ve onunla eski yöntemlerle buluşma gerçekleşecekti.
Bu mesajla içinde ki karamsarlığının gerilediğini başka bir duyguya kapıldığını hissetti.
Demek ki bu devirde cep telefonu olmadan yaşayabilenler vardı.
Demek ki sosyal medyaya köle olmayanlar vardı.
Bu heyecanla sabahı iple çekmeye başladı . Şafak atımı sonrası eski mahallenin yolunu tuttu. Arkadaşının yazdığı taş evlerin ortasında ki mekanın önünde durdu.
Belki bu eski virane mahallede, eskice yaşadığı için telefonu yoktu.
Belki de bu mahallede yaşayan yoksulların cep telefonu alacak parası yoktu. Biraz bekledikten sonra, şalvarlı, uzun gömlekli, kasketli yaşlı bir adam çıkıverdi. Beklediği kişi buydu. Kendi dilinde ‘ niye cep telefonun yok ‘ sorusuna ‘ niye olsun?’ diye kısa bir yanıt verince bu konuya bir daha girmedi.
Demek ki sosyal medyanın dışında hayat hala devam ediyordu ve cep telefonu olmadan insanlar birbiriyle hala iletişim kurabiliyordu.
Ona geçenlerde ölen kuçelerin kimsesizi ‘Sonê Abla’dan ve dramatik ölümünden bahsetti. Adam ellerini havaya kaldırıp içinden bir şeyler mırıldadı. Bunun bir taziyenin ardından en gerçekçi başsağlığı dilemek olduğunu fark etti. Cep telefonu elinden düşünce onu gerçekten almak istemedi.