Ekim ayı durdu, çıktı, ıslandı, güneşlendi, griplendi, aşılandı, fonlandı, borç-landı,futbollandı , kazandı, kaybetti, uzadı ve gitti. Ve Kasım yağmur sonrası berraklığıyla, insanlığa ‘günaydın’ diyor. Ve maalesef Ekim sabahları gibi güne her kent sakini gibi, Kasımın ilk saba-hına da mesajlara bakarak başlıyor.

Çünkü sabah tezgahın önüne gazete bırakan mahalle bakkalları ya yoktur ya bırakacak gazete kalmamıştır, ya da onlar da herkes gibi cep telefonlarıyla günü karşılamaktadır.

O bakkallar gitti. O kâğıt gazeteler gitti. Bakkal önünde ayaküstü memleket hali üstüne değinen o abiler de gitti. ‘Ekimden Kasıma ne değişebilir ki’ diye kendine soruyor. Ve ekimden kalan sabah mesajları okuma ritüeline geçiveriyor.

Onca fikir karartan mesajların içinde ‘ Bugün 1 Kasım, Kasım mucizelerle gelsincanım arkadaşım‘diye bir dilek mesajı dikkatini çekiyor. Onca mesaj içinde bunu fazlasıyla önemsiyor. Onu yanıtlamaya açık bırakarak diğer tüm mesajları siliyor.

Mesajı yazan işsiz, üniversiteli,şiirlerle kendini ifade etmeye çalışan genç kadın demek ki, karşılaştığı sorunların çözümüne inanmamakta, bunun için artık mucizeler beklemektedir. Ekim’in sonunda Kasım ayını eski Kasımlara benzeten yağmurlar da mucize sayılırsa, belki genç işsiz üniversiteli, mucize beklerken haklı olabilir. Çünkü uzun zamandır Kasım ayı kuraklıkla karşılaşmıştır. Bu Kasım yağmurla karşılaştıysa, yaşam belki başka mucizelerle karşılaşabilir.

Kentten kaçmanın, kırlaraaçılmanın telefonları kapatmanın, Ekim yağmuruyla gelen yeşilliğiyle eskisi gibi kavuşma zamanıdır.

Belki yorulan gözler ve kırılan kalpler dinlenir.

Ancak normaline dönüyor, mesajın altına cevap yerine aklına ne geldiyse yazmaya başlıyor.

Kenti sular seller basmış, kime ne ?

Hastane çatısı damlıyor, ameliyatlar ertelenmiş, kime ne ?

Haberlerde kaç yeni yolsuzluk haberi var , kime ne?

Kâğıt fiyatları çok pahalı, kitaplar basılamıyor, kimene ?

Dünya Kobani günüymüş, kime ne?

Barış diye ümitlenenler var, kime ne?

Lise öğrencileri sınav bunalımı yarışında , kime ne ?

Üniversite mezunları işsiz, kime ne?

Doktorlar da artık ev alamıyor, kooperatifçiliğe dönmüşler, kimene ?

İşçiler ev alma umudunu yitirmiş, kime ne?

Kira artışları durdurulamıyor, kime ne?

Trafik ilerleyemiyor, kime ne?

Nakit para bulunamıyor, ‘iban’larmaliyeye takılmış, kime ne?

Lise öğrencilerine sigarayı artık yetmiyor, kime ne ?

Okulların önünde polis arabası var, kime ne?”

Ve ‘kime ne’ler diye sıralarken yorulduğunu hissediyor. Aslında yazacak çok ‘kime ne’ si vardır. Ancak karşısındakinin bu mesajı okumayabileceğinden endişe duyuyor. Mesaj çubukları maviye dönünce seviniyor.

“’Kime ne ‘ diye sıralarken neden ‘bana ne ‘demiyorsun?”.

“Çünkü ‘bana ne ‘ demek, bana hala zor geliyor. Çünkükaygıları olan,mücadeleden korkan arkadaşlarım var. Onlara karşı ‘bana ne ‘ diyemeyecek bir zafiyetim var.”

“Herkesin ‘kime ne’si de farklıdır.”

“Evet‘bazı ‘kime ne’ler, bazı ‘kime ne’leri sahiplenmiyor.”

Mesajlar duruveriyor, çünkü internet hatları tümden kesiliyor. Kuzeydağlarından peşi sıra yıldırımlar çakmaktadır. Artık kendi kendisiyle yazışmalıdır.

Belki herkesin bir ‘kime ne’si vardır.

Belki ‘kime ne’lere aldırmayanlar mutludur.

Belki de ‘kime ne’ler’ötekileşmiştir.

Pencereyi sonuna kadar açıyor. Kasımın temiz havasını soluyor. Bulutların dans ettiği kuzey dağlarına bakıp ‘Kasım ‘kime ne ‘ diye geçiştirilen her meseleye ‘işsiz üniversitelinin’ yazdığı gibi mucizelerle gelsin’ diye dilek tutuyor. Sonra şaşırıyor, çünkü yıllar sonra ilk arkadaşları gibi defa dilek tutmuştur.

İçinden bir ses ‘dilekler belki artık yaşamayan anaların yüreğinde kaldı’ demektedir.

O halde ‘mucizeler için herkes çok,çok fazla çalışmalı’diye Kasım sabahını seyre dalıyor.