Türkiye’de zaman zaman öyle konular gündeme geliyor ki ülkece adeta o meseleyle yatıp kalkıyoruz. Herkesin konuştuğu, fikir beyan ettiği, uzman ve uzmanlaştırılmışların peş peşe ekranlara çıktığı, sosyal medyanın günlerce aynı konuyla çalkalandığı bir gündem oluşuyor.
Elbette bu tartışmaların içinde meseleyi gerçekten anlamaya çalışanlar kadar, konuyu kendi çıkarına dönüştürüp bundan kazanç sağlayanlar da eksik olmuyor.
Bir de komplo teorileri var tabii. Çoğu akla ziyan iddia, birbirini besleyerek yayılıyor. Sosyal medya ise başlı başına başka bir dünya…
Çoğu zaman anonim hesapların öncülük ettiği linçler, ilan edilen suçlular, verilmiş hükümler ve kimseye doğru dürüst cevap hakkı tanımayan bir yargılama düzeni. Bir bakıyorsunuz protestolar, kampanyalar, etiketler, paylaşım rekorları… Herkes bir şey söylüyor, herkes bir şeylere öfkeleniyor ve herkes her şeyi biliyor.
Sonra ne mi oluyor?
Birkaç gün geçiyor, yeni bir mesele ortaya çıkıyor ve bir önceki gündemden eser kalmıyor. Dün herkesin dilindeki konu, bugün sanki hiç yaşanmamış gibi sessizliğe gömülüyor.
Ağrı’da öldürülen küçücük Leyla’yı hatırlayın. 11 Eylül 2020’de Van’ın Çatak ilçesinde düzenlenen operasyonun ardından helikopterden atıldığı iddia edilen ve daha sonra hayatını kaybeden Servet Turgut’u… Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş dosyasını, Yalova’da sekiz aylık hamile olduğu belirtilen 19 yaşındaki Sultan P. D.’nin eşi tarafından pompalı tüfekle vurularak öldürülmesini ve Narin Güran cinayetini…
Bir de erişim engellerini, sosyal medya hesaplarına getirilen kısıtlamaları, basın üzerindeki baskı tartışmalarını ve başladığı günden bugüne farklı aşamalardan geçen çözüm sürecini düşünün.
Bunlar, hafızamızı biraz zorladığımızda ilk aklımıza gelenlerden yalnızca birkaçı. Her biri yaşandığı dönemde büyük tartışmalara yol açtı, tepkiler yükseldi, sosyal medya kampanyaları düzenlendi, televizyonlarda günlerce konuşuldu. Ancak gündem değiştikçe sorular da geride kaldı.