Her şeye rağmen iyi ki Diyarbakır'daki belediyeler kayyımla yönetilmiyor. Demokrasiye aykırı irade gaspına karşıyız. Ama hizmet beklemek de bedeller ödemiş halkın en temel hakkıdır.
Geçen haftaki yazımın başlığı şöyleydi: Belediyeyi töhmet altında bırakmak. Son aylarda belediyelere yönelik yapılan kimi eleştirilerin haksız, kimi eleştirilerin ise politik ahlaktan uzak olduğunu düşünüyorum. Yazı, bu düşünceyi konu alıyordu ve şöyle bitiyordu: "Diyarbakır'da yaşayan ve iradesini sandığa yansıtan insanlar, birçok belayı göze aldıkları için, hizmeti fazlasıyla hak ediyor. Peki, hak ettiği hizmeti arzu ettiği ölçüde alabiliyor mu?
Buna da belki bir sonraki yazıda değinirim."
Belediyelerin haksız, yalan ve politik ahlaktan uzak bir tarzda, özellikle sosyal medyada, eleştiri adı altında karalanmasına itiraz ediyordum. Belediyeleri savunmuyordum, giderek çirkinleşen üsluptan, bir yurttaş olarak duyduğum rahatsızlığı dile getirmeye çalışmıştım. "Peki, hak ettiği hizmeti arzu ettiği gibi alabiliyor mu?" sorusu da belediyelerin her halükarda pirupak olmadığını, hakkaniyetli gözlemlerle, gerçek bilgi ve belgelerle eleştirilebileceğini anlatmaya çalışıyordu.
Belediyeler eleştirilmeyecek kutsiyette kurumlar değildir ve elbette Diyarbakır'da yaşayan her yurttaş gibi, benim de aklımda belediye ile ilgili sorular var.
Ama önce şu soruyu sormak isterim: Ta Osman Baydemir'in belediye başkanlığı döneminden bu yana Büyükşehir Belediyesi'nin ulaşımı rahatlatacak raylı sistem projesinin neden hayata geçirilemediğini hiç düşündük mü? Ankara'da bekletildiğini bildiğimiz porjenin hayata geçirilmesi için yurttaş olarak biz ne yaptık? Demem o ki, eleştirirken az insaflı olmakta yarar var.
*
Az insaflı olmakta yarar var çünkü Türkiye'de hükümetlerin her daim kendi belediyelerine öncelikle destek verdi. Muhalif partilerin belediyelerine ise cimri davrandı.
Ezelden beri böyleydi bu ve şimdi, son yıllarda hükümetin muhalif belediyelere yaklaşımı iyice değişti. Uzatmadan, 10 yıl önce bölge illerindeki neredeyse tüm belediyelere kayyım atandı. Gerekçe terördü.
Son yerel seçimlerde CHP birçok il Belediyesi'ni alarak birinci parti oldu. Seçimden sonra ne oldu? CHP'li belediyelere kayyım atandı, belediye başkanları tutuklandı. CHP'li belediye başkanlarının AK Parti'ye katılması 'teşvik' edildi. CHP ikiye bölündü. Seçimden sonraki bu trajik süreç hâlâ devam ediyor. Gerekçe yolsuzluktu.
Bu gelişmeler gösteriyor ki iktidar, muhalefeti baskı altında tutmak için bütün tuşlara basmış ve önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar yedekte tuttuğu tuşlara basmaya devam edecek.
Diyarbakır ve kayyım atanmamış şehir ve ilçe belediyeleri, işte bu zor koşullarda hizmet vermeye çalışıyor. Belediyelere eleştirilerimiz bu bilgiler gözetilerek yapılmalı.
*
"Senin belediyelere yönelik hiç mi eleştirin yok?" sorusuna gelecek olursak, elbette var. Çünkü belediyelerin her koşulda hizmet üretmesi gerektiğine inanıyorum ve çalışmakta yetersiz kalan belediyeleri eleştirmekte hiç beis görmüyorum.
Bir belediye bürokratı, "Herkes iş istemeye geliyor" gibi hadsiz bir cümle kurma gafletinde bulunmuştu. Kayyımdan iş istemeye tenezzül etmeyen, birçok sıkıntıyı göze alarak sandığa gitmiş, oy hakkını senden yana kullanmış insanla ilgili söylenebilecek en terbiyesizce söz bu olmalı. Önce kendine bakmalı insan, nereden nereye geldim, diye.
Mesela, belediyelerin istihdam konusunda yetersiz kaldığını düşünüyorum. Belediyeler işçi bulma kurumu değildir, biliyorum. Ayrıca liyakatsiz insanları doldurup belediyeyi hantallaştırmaktan hiç söz etmiyorum. Ama işsizliğin yoğun olduğu Diyarbakır'da Halk Lokantası, Halk Ekmek ya da çalışanlarının kadınlardan oluşturulduğu Hamravat Sosyal Tesisleri benzeri işlere imza atılabilirdi. Doğrudan insan hayatına değen ve belediyeleri görünür yapan bu projeler neden yaygınlaştırılmıyor ve çeşitlendirilmiyor?
Diyarbakır'da Sarmaşık Derneği gibi bir deneyim var. Yoksullukla mücadele için bu deneyimin benzeri üzerinde herhangi bir çalışma var mı? Varsa neden hayata geçirilmiyor?
Uyuşturucu meselesi yoksul semtlerde çok can yakıyor. İstatistik yapmak yerine uyuşturucu kullanma ile mücadele neden sistematik bir şekilde yürütülmüyor? Mücadelede süreklilik şart ve bu şartın yerine getirildiğine dair neden kamuoyunun bilgisi yok?
Belediyelerde bürokrasinin nedeni nedir?
Kadın istihdamı, kreşler, konut projesi, meslek edindirme, kooperatifler... Halkçı belediyecilik başlığı altında daha pek çok sıkıntı sayılabilir mutlaka. Ama yazı uzar gider.
Şöyle bitirmek isterim: Her şeye rağmen iyi ki Diyarbakır'daki belediyeler kayyımla yönetilmiyor. Demokrasiye aykırı irade gaspına karşıyız. Ama hizmet beklemek de bedeller ödemiş halkın en temel hakkıdır.