Dicle Üniversitesi ile Seyrantepe Köprüsü arasındaki yol çalışması, Büyükşehir Belediyesi'ni seçmen nazarında zor durumda bırakmak için uğraşan muhaliflere olanak sağladı. Bir keresinde söz konusu güzergâhı kullanmak durumunda kalmıştım.
Yol almak hakikaten zordu. İŞ makineleri, öne geçmek için türlü atraksiyonlar deneyen sürücüler, derken kısa yol uzadıkça uzadı.Yol çalışması yapmanın zamanlaması doğru muydu? Trafiğin sıkışmaması için gerekli önlemler yeterince alınmış mıydı? Taksi şoförü ile benzer soruların cevabını aramıştık, akışı olmayan yol boyunca.
Aynı bölgede DİSKİ'nin de çalışma yürütmesi, tam bir keşmekeşe çevirdi güzergâhı. Doktorlar, hastalar, öğrenciler, akademisyenler, o bölgede ikamet edenler... İlçelere ve komşu illere gidenler... Yani binlerce insan feci şekilde etkilendi yolun tıkanmasından.
Derken, sosyal medyanın diline de düştü bu yol çalışması. Niyeti Büyükşehir Belediyesi'ni töhmet altında bırakmak olan muhalifler, mal bulmuş mağribi gibi atladılar bu karalama kampanyasının üstüne. Doğrusu epey gürültü çıkararak algıyı yönettiklerini söylemek mümkün.
Halbuki bu yol çalışmasının belediye ile bir ilgisi yoktu. Yol çalışmasını karayolları gerçekleştiriyordu ama sosyal medyada başlatılan karalama operasyonu, belediye açıklama yapıncaya kadar başarılı oldu. Diyarbakırlıların aklında belediye ile ilgili soru işaretleri bırakarak.
Esasında muhaliflerin, açık ya da gizli kimlikleriyle, belediyelerin çalışmalarını eleştirmesi, kimi sıkıntıları gündemde tutması gayet normal bir refleks. Demokrasinin gereğidir. Muhalefetin varlığı, şehri yönetenlerin üstünde bir denetim sağlayacağı için ayrıca önemlidir. Fakat eleştiri adı altında işi şirazeden çıkarmanın doğru olmadığı da muhakkaktır.
İnsan düşünmeden, sormadan edemiyor: Belediyelere amansızca ve mesnetsiz iddialarla saldıranlar, şehri 8 yıl boyunca yöneten kayyımların hasretini mi çekiyor acaba? Politik ikbal hesabı yapanlar ile kayyımlar döneminde zenginleşenler elbette kayyım yönetimine hasret çekiyorlardır.
Oysa Diyarbakırlıların kayyım hasreti çekmek için hiçbir nedeni yok. Kayyım, iradeyi gasp anlamına geliyor çünkü. Kayyım, şehrin politik, sosyal ve kültürel yapısını değiştirip yeni bir kimlik inşa etmek çabasının girişimlerinden birisidir. Diyarbakırlılar dayatılan bu yeni kimliği her seçim döneminde reddetti. Seçtiği belediye başkanının hükümetten destek görmeyeceğini hatta yerine bir kez daha kayyım atanacağını bilerek. Mesele şu ki politik tercihini sandıkta gösteren Diyarbakırlıların belediye başkanından hizmet beklemediği anlamına gelmiyor. Diyarbakır'da yaşayan ve iradesini sandığa yansıtan insanlar, birçok belayı göze aldıkları için, hizmeti fazlasıyla hak ediyor. Peki, hak ettiği hizmeti arzu ettiği ölçüde alabiliyor mu?
Buna da belki bir sonraki yazıda değinirim.