Edebiyatın ve dünya halinin nabzı ilk önce dergilerde atar. Edebiyat, dünyanın içinde bulunduğu koşullara reaksiyon gösterir ve buna göre yön çizer kendisine. Buna da ilk önce dergilerde yayımlanan şiirlerde, öykülerde, yazılarda rastlarız.
İlk şiir ve öykülerim, liseyi bitirdiğim yıl, Kızıltepe'de yayımlanan Mezopotamya gazetesinde çıkmıştı. 12 Eylül faşizminin hüküm sürdüğü yıllardı ve gazete etliye sütlüye pek karışmazdı. Fanzini çağrıştıran, haftalık çıkan, küçük boy ve az sayfalıydı gazete. O yıllarda gazete, nedense yeni sayının sayfalarını büronun camekanında sergilerdi. Babam görmüş, okumuştu yazdıklarımı. Şiir ve öykülerimin bir gazetede yayımlanmaya değer bulunmuş olması hoşuna gitmişti. Yine de bu gururu sezdirmeye çalışmadan, "Siyasi şeyler yazma" uyarısında bulunmuştu.
Gazetenin şiir ve öykülerimin yayımlandığı sayıları, elbette yok bende. Çünkü kötü, berbat bir arşivciyim. Emekleme döneminin ürünleri ve kimi esinlenmelerle yazdığım şiir ve öyküleri, kötü olduğunu bilsem de, merak ediyorum şimdi.
O yıllarda Kızıltepe'ye edebiyat dergileri gelmiyordu. Yarın dergisi yasaklı bir yayın gibi tezgah altında tutuluyordu. Her satırını büyük bir iştah ve hevesle okurdum. Solcu edebiyatçıların çıkardığını bildiğim Yarın dergisi, edebiyatın güncel meselelerine bakmama olanak sağlamıştı. Sonra gazete bayisinde rastladığım Gösteri dergisi de aynı olanağı sağlamıştı. Yeni şiirler ve öyküler okuyor, birçok şair ve yazar tanıyordum.
Yarın dergisinin Ankara'daki bürosuna gitmiştim. Dergi bürosu küçük ve kalabalık diye kalmış aklımda. Arkadaşım birçok kişiyle tanıştırmıştı beni. Fakat Mardin'den Ankara'ya dergi bürosuna gitmiş bir gencin muhcup ve ürkek halini üstümden atamamış, kimseyle muhabbet edememiştim. Kimler vardı dergide? Semih Gümüş mutlaka oradaydı çünkü dergiyi o kotarıyordu. Ömer Türkeş, Şükrü Erbaş, Mahmut Temizyürek orada mıydı? Belki.
Hatırlatma: Notos dergisinin yeni sayısında Semih Gümüş'ün Ömer Türkeş'le yaptığı söyleşi de var. Gümüş, Yarın günlerini de soruyor.
*
Üniversitede okurken şimdi adını hatırlamadığım politik bir dergide bir şiirim yayımlandı. Dergiyi çıkaran arkadaşlar, benim için Şahan gibi müstear bir isim uydurmuşlardı. Her sayısı toplatılan dergide, bir şiir yüzünden benim hakkımda da soruşturma açılır kaygısıyla. Beni düşünüyorlardı elbette ama bana danışılmadan yapılan isim değişikliği pek hoşuma gitmemişti. Kim bilir, belki de ilk kez bir dergide bir şiirim yayınlanıyordu ve ismimin orada olmasını istiyordum.
Demiştim, berbat bir arşivciyim. O dergi ve o şiir de yok bende. Merak ediyorum, nasıl bir şiirdi acaba?
*
Şiirlerimin yayımlandığı ilk edebiyat dergisi İzmir'de çıkan Yaratı oldu. Derginin kurucusu Ali Üşümezgezer derginin tüm sayılarını vermişti bana. Taşınmalar ve benzeri sıkıntılar yüzünden kaybolup gitti dergiler. Halbuki Yaratı'nın ve Yaratı dergisi etrafında buluşan insanların apayrı bir yeri vardır bende.
O tarihlerde, İzmir'de, Ayrım dergisi de yayımlanmaya başlamıştı. Sevgili Sedat Şanver, Müslüm Yücel'in de desteği ile çıkarıyordu dergiyi. Kitaplığı elden geçirirken Ayrım'ın Mayıs 1995'te yayımlanan 14. sayısını buldum. Dergide, yanlış hatırlamıyorsam iki şiirim yayımlandı. Biri bu sayıda. Derginin sayfalarını şöyle bir karıştırınca, "kimler yokmuş ki" dedim. İskender Savaşır, Müslüm Yücel, Asuman Susam, Mehmet Mümtaz Tuzcu, Enver Topaloğlu, Didem Madak, Hüseyin Köşe, Haluk Işık, Murat Uyurkulak, İlhan Tülman, Sedat Şanver...
Dergi bir süre sonra kapandı. Yayına devam etse, ömür boyu Ayrım'a yazardım herhalde. Çünkü İzmir'de dergi sayesinde tanıştığım Sedat ve Müslüm, kadim dostlarım oldular.
Neyse ki Yaratı ve Ayrım'da yayımlanan şiirlerim, kitaplarıma da aldığım için, kayıp değiller.
Sonra başka dergilerde de çıktı şiir, öykü ve yazılarım. Ama yukarıda sözünü ettiğim dergiler, ilk göz ağrım gibi, hep çok kıymetli oldu benim için.
*
Durup dururken anlatmadım bunları. Geçmişe gitmemin nedeni, Diyarbakır'da dergi bulmakta çektiğim güçlük oldu. Yakın zamanda İstanbul'a gittim ve 6 edebiyat dergisi ile geri döndüm. Mümkün olsaydı fanzinleri de alırdım.
Diyarbakır'daki kitapçılarda neden edebiyat dergisi satılmıyor? Diyarbakır'da edebiyat ilgilisi yok dersek, yanılmış oluruz. Türkçe ve Kürtçe yazan, yazmak için heves eden o kadar çok insan var ki. Ama edebiyat dergileri kitapçılarda neden satılmıyor?
Bu durumun çok eski bir mesele olduğunun farkındayım. Mesele dağıtım şirketlerinin dergilerden hizmet karşılığı talep ettiği yüklü para ile başlıyor. Ekonomisi iyi olmayan dergiler kendi olanaklarıyla dergi göndermekte güçlük çekiyor. Gönderdikleri dergilerin parası asla zamanında ve eksiksiz geri dönmüyor.
Ayrıca, takip ettiği bir iki dergiye abone olmak ya da internetten dergi almak koşullarına yöneldi belki insanlar ve bu nedenle kitapçılardan dergi talep edilmiyor. Olabilir.
"Piyasa" böyle ve buna okurun ilgisizliğini de eklemek şart.
Başlıca nedenler böyle ama galiba basılı dergilere eskisi gibi ilgi de azaldı. İnternette birçok edebiyat sitesi bulunuyor ve bunların takipçileri de var. İnternet dergiciliği hem masrafsız hem de interneti bulunan her yere ulaşabiliyor.
Ama basılı edebiyat dergileri hâlâ yayımlanıyorsa, bunun da bir hikmeti olmalı. Birincisi, dergileri yayımlayan kurumlar ve kişilerin edebiyat dünyasındaki ağırlığı olmalı. Edebiyat dünyasında nitelikli bir yerde duran dergide şiiri çıkan insan, nihayetinde kendisini şair mertebesinde hissedebiliyor. Eskiden de böyleydi bu ve az şey değildir yazmaya heves etmiş insan için. Bir de dergi çıkarmadan rahat edemeyecek edebiyatçılar var. Bu edebiyatçıların çıkardıkları dergiler etrafında hep bir edebiyatçı kitlesi oluştu. Mesela Adnan Özer, Turgay Fişekçi, Semih Gümüş dergi tutkunlarıdır.
Öte yandan güçlü bir sermayeye sırtını dayamadan edebiyat dergiciliği yapmak zordur. Bir iki sayı çıkıp batan o kadar çok dergi vardır ki edebiyat tarihinde. Kimi hiçbir iz bırakmadan göçüp gitti ve olan harçlıklarıyla dergiyi çıkaran heveslilere oldu.
Derken YKY yayını Kitap-lık dergisinin Editörden başlıklı yazıda şu cümleye rastladım: "Periyodu üç ayda bir yaparken uzun makalelerden oluşan kapsamlı dosyalarla dergiyi 'akademik yayın' kılığına sokmadan şiire, öyküye, denemeye, söyleşiye geniş yer vermeliyiz demiştik. Dergilerin işlevi bir yandan tartışılırken 'ürün akışı' artarak sürüyor. Yayımlanmaya değer yazılar bile dışarıda kalıyor ister istemez."
" Ürün akışı", yayımlanmaya değer kimi yazıların bir sonraki sayıya saklanmasına neden olacak kadar yoğunsa, dergilerin hâlâ bir kıymeti ve etki gücü var demektir.
Dergicilik, teknolojinin bunca gelişmesiyle birlikte, ilgisizlik ve piyasa koşulları yüzünden bu kadar zor durumdayken, Diyarbakır'da dergi bulamamak benim için neden dert oluyor? Çünkü şuna inanıyorum: Edebiyat, dergilerde yürütülen edebiyat üzerine tartışmalar, eleştirmeler sayesine büyür. Edebiyatın ve dünya halinin nabzı ilk önce dergilerde atar. Edebiyat, dünyanın içinde bulunduğu koşullara reaksiyon gösterir ve buna göre yön çizer kendisine. Buna da ilk önce dergilerde yayımlanan şiirlerde, öykülerde, yazılarda rastlarız. Sözü uzatmadan esas meramımı dile getireyim: Dergiler hem edebiyatı hem de edebiyatçıyı genç tutar. O halde edebiyata ilgi duyan herkesin hâlâ dergilere çok ihtiyacı var.