Bir coğrafyanın gerçek sesini duyurabilmek, tarihini doğru okuyabilmekten geçer. Çünkü bugünü anlamak, insanlığın binlerce yıldır aşamadığı sorunları ve tekrar eden çatışmaları anlamayı gerektirir.
Bugün Abdullah Öcalan’ın girişimiyle başlayan ve farklı kesimlerin katkılarıyla ilerleyen süreci de yalnızca siyasi bir çözüm arayışı olarak değil, bu tarihsel döngüyü kırma fırsatı olarak ele almak gerekir.
Binlerce yıldır savaşlar, isyanlar ve devrimler yaşanıyor; düzenler değişiyor, iktidarlar yıkılıyor, sınırlar yeniden çiziliyor. Ancak düşmanlıklar, korkular ve çözümsüzlükler farklı biçimlerde yeniden ortaya çıkıyor. İnsan, dünyayı değiştirmek için mücadele ederken kendisiyle ve başkalarıyla kurduğu ilişkiyi değiştirmekte zorlanıyor. Bugün aşılması gereken asıl eşik, çatışmaların sonuçlarıyla yetinmek yerine onları yeniden üreten nedenlerle yüzleşmektir. Çünkü barış, yalnızca silahların susması değil, çatışmayı kaçınılmaz kılan koşulların ortadan kaldırılmasıdır.
Öcalan’ın girişiminin ve bu sürece katkı sunanların tarihsel önemi, böyle bir dönüşümün önünü açabilme ihtimalinde yatmaktadır. Mesele, bir tarafın kazanıp diğerinin kaybetmesi değil, insanlığı aynı sonuçlara mahkûm eden anlayışın aşılmasıdır. Farklı halkların, kültürlerin ve inançların kesiştiği bu coğrafyada atılacak tarihsel bir adım, bölgenin sınırlarını aşarak insanlığın birlikte yaşama arayışına katkı sunar. Bunun için geçmişin acıları inkâr edilmeden, farklılıklar tehdit sayılmadan ve hiçbir kesim dışlanmadan toplumsal güvenin ve ortak yaşam iradesinin güçlendirilmesi gerekir. Çünkü çatışmayı durdurmak kadar, onu yeniden doğuran zihniyeti aşmak da önemlidir.
Tarih, yalnızca kimin kazandığını değil, hangi toplumun kendi çıkmazını aşabildiğini de kaydeder. Siyasi başarılar geçicidir, insanlığın yönünü değiştiren dönüşümler ise kalıcıdır. Bu sürecin gerçek başarısı, bütün sorunları bir anda çözmek değil, kuşaklar boyunca imkânsız görüleni mümkün kılacak bir anlayışın önünü açmaktır. İnsanlık binlerce yıldır dünyayı değiştirmek için savaştı. Şimdi asıl sınav, aynı çatışmaları yeniden üretmeden değişebilmektir.
Tarihin gerçek kırılma noktası, kimin kazandığı değil, insanlığın aynı savaşı yeniden yaşamak zorunda kalmadığı andır.