İnsan olmak, hiçbir şeyi ispatlamaya çalışmadan var olabilmektir; çünkü varlık, kendini açıklamak zorunda değildir. Sen varsın ve oradasın. Bu kadar. Ne eksik ne fazla. Ancak insan bu yalınlığı taşıyamadığında, onun üzerine anlamlar, roller, hedefler ve kimlikler inşa etmeye başlar. İşte tam o anda, varlık bir yük hâline gelir.

Masal, bu yükle yaşamayı öğrenmişti. Ne zaman duracak olsa, içinden bir ses onu yeniden harekete çağırıyor, sanki durmak kaybolmakla eş anlamlıymış gibi bir his bırakıyordu. Oysa kaybolan şey durmak değil, durmamaktı.

İspatın Sessiz Baskısı

Masal kimseye açıkça bir şey kanıtlamaya çalışmıyordu; böyle hissediyordu, yine de her davranışının arkasında görünmeyen bir gerekçe vardı. Daha doğru görünmek, daha yerinde durmak, daha anlamlı bir iz bırakmak… Bu çaba ona güçlü hissettirmiyordu; aksine, sürekli bir tetikte olma hâli yaratıyordu. İspat edilmek istenen şey varlık değildi artık. İspat edilmek istenen, var olma hakkıydı.

Durduğu yeri bilmeyenler hep arar. Masal da arıyordu ama bu arayış bir yön bulma çabası değil, yerle temas edememenin sonucuydu. Her adım yeni bir ihtiyaca, her ihtiyaç yeni bir harekete dönüşüyor; bu hareketlilik yaşamak sanılıyordu.

Oysa Masal farkında olmadan yaşamı erteliyordu. Hep bir sonraki durakta olacağını sandığı hâl için şimdiye katlanıyordu. Aramak, onun için bir umut değil, bir oyalanmaydı.

Bêjdar Ro Amed Kopya1

Sessiz Öğreti

Bir gün Masal, hiçbir şeyin acele etmediği bir yere geldi. Orada damlalar vardı; birikmiş, durmuş ve yerini bilerek çoğalmışlardı. Akarsular, göller, denizler ve okyanuslar, kendilerini anlatmadan genişliyordu.

Dağ, yükselmek için bir çaba göstermiyordu; durduğu yer yeterliydi. Ağaçlar görünmek için yarışmıyor, kök salarak çoğalıyor ve ormana dönüşüyordu. Hiçbiri başka bir şeye dönüşmek istemiyor, oldukları hâli savunmuyordu. Masal ilk kez şunu düşündü: Belki de görünürlük bir çaba değil, bir sonuçtur.

Çözülmenin Sessizliği

Bu düşünce bir cevap gibi gelmedi. Daha çok içindeki gerginliğin yavaşça çözülmesi gibiydi. Masal, bir şey olmaya çalıştıkça aslında bulunduğu yerden uzaklaştığını fark etti. Çabanın onu derinleştirmediğini, sadece dağıttığını gördü.

Yorgunluğu başarısızlıktan değil, gereksiz bir ispat yükünden geliyordu. Ve bu yük, bırakıldığında bir şey eksiltmiyor; aksine alan açıyordu.

Masal durdu. Ne bir karar alarak ne de bir hedef belirleyerek… Sadece durdu. Bu duruşta yaşamın zaten akmakta olduğunu, kendisinin bu akıştan kopuk değil, onunla temas hâlinde olduğunu hissetti.

Artık aramıyordu. Çünkü aradığı şey hiçbir zaman ileride olmamıştı. Bir şey olmaya çalışmıyordu. Çünkü var olmak zaten yeterliydi. Ve tam da bu yüzden, hiçbir şey yapmadan, ilk kez gerçekten oradaydı.