Türk Siyasi tarihinde 14 Mayıs seçimleri en zor geçecek bir seçim olma özelliğiyle gerek Türkiye’de gerekse dünyada ilgiyle izlenmektedir. Hem seçime giden süreç dikkatle takip edilmekte hem de sonuçları da bir o kadar merak edilmektedir. Her ne kadar kamuoyu Araştırma Şirketleri farklı sonuçlar verse de kimin kazanacağı net değildir. Ancak oy oranlarının tabiri caizse at başı gittiği tahmin edilmektedir.

Millet ittifakının adayı ve CHP Lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun kazanması veya kaybetmesi halinde Türkiye’de neler olabileceğini bu yazımızda tartışmak istiyoruz. Çünkü Kılıçdaroğlu’nun kaderini belirleyecek olan resmen masada olmayan ama masanın yedinci bileşeni olarak duruş sergileyen HDP’nin oyları, seçim sonrasında Kürt Sorununun olası çözümünü dayatacaktır. İşte bu noktada HDP’ninKılıçdaroğlu’ndan ne gibi siyasi talepleri oldu sorusunun cevabı verilmiş değil. Hal böyle olunca Kılıçdaroğlu kazanırsa veya kaybederse Kürt sorununun çözümüne ilişkin HDP’nin talepleri bir şekilde tartışılacaktır.

Kazanırsa…

Şimdi Kılıçdaroğlukazanırsa argümanını Kürt sorunu endeksli sonucunu değerlendirmeye çalışalım.

Hali hazırda bakıldığında, HDP’ninKılıçdaroğlu’na ilettiği Kürt sorununun çözümüne ilişkin talepleri küçük ip uçları dışında tartışılan sadece tahminler veya kaygılardır. Kılıçdaroğlu da HDP tarafı da bu konuda adeta ser verip sır vermiyorlar. Kürt sorununa ilişkin siyasal talepler, milliyetçi kesiminin oylarının kaybedileceği kaygısıyla açıklanmamakta, iş seçim sonrasına bırakılmaktadır. Sezgin Tanrıkulu’nun genel geçer sözüyle sorunu demokratik yöntemle, mecliste ve adım adım çözülecek. Top mecliste yani. Bundan da anlaşılıyor ki, Kılıçdaroğlu her hangi bir yükümlülük altına girmemiştir. Önce “Ortak Düşman” Erdoğan’dan kurtulduktan sonra sorunun icabına bakılacakmış!

Fakat, Kandil aktörlerinin ve Sırrı Sakık gibi Türkiye’deki siyasal aktörler sürece “ Yüzyıllık Cumhuriyetle hesaplaşılacak” kadar bir anlam yüklemektedir. Belki de Türkiye Cumhuriyetinin üç sac ayağı olan milli eğitim, milli savunma ve milli iktisat ile hesaplaşılacaktır. Hal böyle olunca 14 Mayıs 2023 seçimleri hakikaten “tarihi” olacaktır. Kürtler bu tarihten sonra yeni bir cumhuriyette ki buna demokratik cumhuriyet deniyor, farklı bir kimlik ve duruşla var olacaklardır. Peki bu süreç Kemal Kılıçdaroğlu için kolay olacak mıdır? Hiç de kolay olacağını düşünemiyorum. Belki, zorlanırsa, Türkiye, 85 milyon insan farklı bir manzara ile karşılaşacaktır!

Kaybederse…

Muhalefet seçimi kaybederse bir defa bundan sonra şu anda arenada olan bir çok siyasi aktör silinip gidecektir. Mesela Kılıçdaroğu, Akşener, Karamollaoğlu gibi siyasiler köşelerine çekilecektir. Türkiye, yep yeni bir muhalefet oluşumu ile karşı karşıya olacaktır.

TBMM’de şayet çoğunluk muhalefette ise iktidarı zor bir süreç bekliyor olacaktır. Cumhurbaşkanının manevra alanını daraltacak bir muhalefet anlayışı olacaktır ki, yine bunun motor gücü HDP olabilir. Çünkü HDP yüzde 13 ve üzeri oy alırsa bu 90’a yakın milletvekili demektir. Bu durumda HDP olmadan yasama çalışmaları zora girecektir. Başka bir ifadeyle yasama üzerinde HDP belirleyici güç olabilir. Bu gücü iyi kullanırsa HDP, Türk demokrasi tarihinde önemli bir fırsat yakalamış olacaktır.

Ama en önemlisi Kılıçdaroğlu kaybederse şu anda merak edilen ‘Acaba HDP Kılıçdaroğlu’ndan Neler talep etti?’ sorusunun cevabı bulunmamış olacaktır. Çünkü kaybeden kIlıçdaroğlu, kalkıp HDp seçim öncesi benden şu taleplerde bulundu demeyecektir. Belki bir gün hatıralarını yazarsa konuya açıklık getirmiş olacak.

Sonuç olarak Kılıçdaroğlu kazanırsa seçimi Türkiye tarihinde ilk defa bir alevi lider ve Dersimli bir Kürt olarak Kemal Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı olmuş olacak ve tarihe geçecek elbette. Irak’ta Saddam sonrası dönemde KYB Lideri Mam Celal olarak bilinen Merhum Celal Talabani’nin cumhurbaşkanı olarak tarihe geçtiği gibi… Tabi bu gibi örnekler dünyada ancak bir defa olabilen türdendir. Tekerrürü fazla olmaz.

Kaybederse şayet, sadece Millet İttifakı adayı olarak değil Kılıçdaroğlu, bir alevi ve Kürt olarak kaybetmiş olacak Kürt tarafının yaklaşımına göre. Kaybetmesi durumunda, Meral Akşener’in isteyerek dediği gibi, “Velev ki Erdoğan kazandı, bu, arkasında öfkeli bir toplum bıraktı anlamına gelir”. Bu saptama kısmen doğru ve öfkeli toplumun odağında HDP’li Kürtler yer alabilir ki, bu durum ne Kürtlerin ne de Türkiye’nin yararına olacaktır. O zaman HDP’li aktörlere düşen görev siyasi tansiyonu düşürmektir.

Aylardır seçime gerilim ve tansiyon yükseltmeyi veren siyasi liderlerin açıklamaları Türkiye’nin hayrına değildir. İktidar uğruna ülkenin ontolojisini tehlikeye atılmaması önerimiz ve talebimizdir. Ne olursa olsun sükunet içerisinde bir seçim süreci ve tabi ki sonrasında da gerginliklerin olmamasını diliyoruz.

Saygıyla…